14. Dönem Başkan Adayı Ali Öner'in Genel Kurul'da Yaptığı Konuşma

Değerli Misafirlerimiz. Hepinizi Allah’ın Selamı İle Selamlıyorum

Es-Selamu Aleykum

 

Hak arayışı, güçlü referanslara ve sağlam ilkelere dayandığı zaman anlam kazanır. Bununla beraber hak arayışı çerçevesinin nereden başladığını ve neyi kapsadığını bilmek gerekir ki, hak temelli yola çıkışlarda yol işaretleri netleşsin ve yol aydınlanmış olsun.

Değerli Misafirler!

Kim olursa olsun Mazlumdan yana ve kim olursa olsun zalime karşı” sloganıyla 1991 yılında 54 kurucu güzel insan ile ortaya çıkan MAZLUMDER, bu kutlu yolculuğunu Hılful-Fudul’la (Erdemliler Topluluğu) başlatarak tarafını belirlemiş ve onların yemin metinlerinde belirtmiş oldukları; “Allah’a and olsun ki biz hepimiz, zulmeden zulmettiği kişiye hakkını geri verinceye kadar, zulmedene karşı zulme uğrayanla birlikte tek bir el olacağız; bu birlikteliğimiz denizin bir kıl tanesini suya batırmaya güç yetirebileceği zamana kadar, Hira ve Sebir dağları yerlerinde kaldığı sürece ve zulme uğrayanın maddi durumunda tam bir eşitlik sağlanıncaya kadar devam edecektir” sözünü sözü kabul ederek yola çıkmıştır. Çeyrek asrı aşkındır da bu yolculuğunu devam ettirmektedir.

Bu yolculukta tüm üye ve gönüllülerimizle kenetlenerek, “zulüm bizdense ben bizden değilim” sözünü eylemle güçlü kılan söyleme kulak verdik. Haksızlığa uğrayanların seslerine ses verdik meydanlarda. Sıcak, soğuk, kar, yağmur demeyerek sadece söylemlerimizle değil eylemlerimizle de var olmaya çalıştık.

İktidarlar genellikle geldikleri yeri unuturlar. Karşılaşmış oldukları haksızlıklar onlardan beri olunca, zannederler ki “kenarı Dicle’de bir kurt, bir kuzuyu” artık yememektedir. Oysa kuzu ile kurdun sadece kıyafeti değişmiştir ve o kenarı Dicle’de “dost” postuna bürünmüş kurtlar başka kuzuları yemeye devam etmektedir. İktidar körlüğü bunu görmeyebilir, bize düşen ise sessizlere ses olmak; feryatlarını, sesimiz ve eylemlerimizle iktidarlara duyurmak ve göstermektir.

Aliya İzzetbegoviç boşuna “İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah`ın önünde hesap verecektir” dememiştir.

MAZLUMDER, bu amaçla kurulmuş, kutlu yolculuğuna fener olarak; "Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." (Nisa:135) mealindeki ayeti kerimeyi kullanmış ve “Adil Şahitlik” etmekten üye, gönüllü ve yönetim kurulu üyeleriyle biran olsun tereddüt etmemiştir.

Dün olduğu gibi bugün de MAZLUMDER, kuruluş mefkûresine uygun olarak hak ihlallerini dillendirmeye, üzerine gitmeye, rapor, basın açıklamaları ve eylemleriyle karşı çıkmaya, zulme rıza göstermemeye devam etmektedir.

Bu minval üzere 28 Şubat zihniyetinin 1990’larda başlatmış olduğu cadı avı sonucunda içeri alınan ve 25 yılı geçkindir cezaevlerinde tutulan kardeşlerimizin tekrar yargılamaları için eylemler yaptığı gibi, ülkemiz dışındaki işgal, savaş, ölüm ve işkencelere yönelik de sözü ve eylemiyle meydanlarda olmayı sürdürmektedir. Ne yazık ki Kanun Hükmünde Kararnamelerle oluşturulmuş mağduriyetler, cezaevinde yaşanan kötü muamele ve mahpus ziyaretçilerinin çektiği eziyetler, günümüzün göz ardı edilmemesi gereken hak ihlalleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşimizin zorluğunun farkındayız. Algıların olabildiğince inceldiği ve ötekileştirmenin sıradanlaştığı böyle dönemlerde; “Ey İman edenler! Allah için Hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe itmesin. Adaletli olun; bu Allah’ın korkusuna daha çok yakılan bir davranıştır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir” (Maide:8) hatırlatması yüreğimize su serpmektedir. Kınayıcının kınamasından korkmadan yola devam edebilmek için gereken cesareti vermektedir.

“Bizden” olanların yönettiği günümüz Türkiye’si, vicdanlar yara almadan hak ve adaletten bahsedilebilen bir ülke değil artık. 2004 Yılındaki yasal düzenlemelerle oluşan övgüye layık özgürlük ortamı, güvenlik endişeleri baskın çıktıkça bir bir eski durumuna geri dönmeye başladı.

Konuşmanın olabildiğince kısıtlandığı, düşüncesini özgürce ifade etmenin “ekmeğinden olmak” anlamına geldiği, karga/bülbül ikileminin yaşandığı bir zamanda anayasal güvenceden nasıl bahsedilebilir. Üniversitelerde kimi akademisyenlerin işine son verilmesinin yasal dayanağı nedir ve bir yasal dayanaktan bahsedemiyorsak hangi hukuki normlar gerçekçidir. Bu süreçten sonra hangi üniversite özgün düşünce üretimini rahat bir şekilde ortaya koyacaktır.

Bir tarafta halkın seçiminin önemine vurgu yapılırken, hatta kutsal bir metin gibi kabul edilirken, sonrasında halkın seçtiği kişiyi eften püften gerekçelerle mahkûm etmek, bu ülkenin genlerine işlemiş bir garabet olarak önümüzde durmaktadır. O zaman halkın tercihini nereye koyacağız?

Ülkemizde Hukuk çifte standardıyla gündemdedir sürekli. Belediye başkanlarının bazı çalışmalarından dolayı görevden alındığına şahit oluyoruz. Görevden alma Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşanıyorsa yerine kayyum atanıyor, diğer bölgelerde yaşanıyorsa meclis seçimiyle belirleniyor. Hani herkes hukuk karşısında eşitti! Peki, bu durumda hangi eşitlikten bahsedebiliriz? Hangi demokratik tutum bunu gerekli görmektedir? Bunlar açıklanması beklenen sorular, ama ne yazık ki gerçekçi ve yasal cevapları yok.

Değerli Misafirler!

Hiçbir soruşturmaya uğramadan, Kanun Hükmünde Kararnamelerle ve haklarında somut bir delil olmadığı halde idari tasarrufla kamu kurum ve kuruluşlarında binlerce kişinin işine son verildi. Bu insanların, eş ve çocuklarıyla birlikte açlığa mahkûm edilmesi adalet duygusu taşıyan insanların vicdanını kanatıyor. Suç isnat edilen kişiler yargı karşısında suçsuzluğunu ispatladığı halde görevine dönemiyor. Suçun şahsiliği ortadan kalkmış ailenin tüm üyeleri bu suça iştirak etmiş gibi suçlanıyor, etiketleniyor, ötekileştiriliyor. Farklı farklı köşelerde adaletin gözyaşına şahit oluyoruz.

Sınavı kazanan bir insana, baba ya da annesinin bir derneğe üye olmasından dolayı görev verilmemesi hangi hukuki gerekçenin nedeni olarak ortaya konabilir? Ne yazık ki bunu da gördük; yüreklerimiz ve vicdanlarımız yine zedelendi.

Tutukluluğun bir cezaya dönüştüğü, kadınların bebekleriyle dört duvar arasında karar beklediği kaç dava merhametimizi yıkacak, adaletin vuku bulması için zamana and içirecek ve veyl diyecek bize.

Hangi bebeğin bulutlanan gözlerinde, beton duvar gölgelerinde rahmet okunabilir ki! Her çocuk nazlıdır ve şefkat ister gül bahçesinden. Oysa oradan vicdanların kararan yanına, bir ağlama ve sızlama sesi değmez. Hasta ve ilaç bekleyen tutuklu ve mahpusların sesi gibi duyulmaz da. Bu sese kulak kesilmediğinden insanlar ilaçsızlıktan ölüyor. Adalet bir topal ördek gibi buradan da geçip gidiyor üzerimizden. Ne güzel söylemiş şair “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” diye.

Sesimizin çıkması için karakollarda, gözaltı sürecinde kaç kadının daha başı açılması gerekecek. Onların sesi ne zaman duvarları aşıp geceleri uykularımızda bizi rahatsız edecek? Bu başörtülerin bizim boğazlarımıza dolanmaması için hakkı ayakta tutma adına kinlerimizi ne zaman bastıracağız?

Hani Peygamber veda ederken söylemişti: “Ey İnsanlar! Kanlarınız, canlarınız, yaşama hakkınız, mallarınız, namuslarınız, haysiyet ve şerefleriniz, vücut bütünlüğünüz Rabbinizle buluşacağınız güne kadar bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün saygıya, korunmaya layık olduğu gibi, saygıya ve korunmaya layıktır, dokunulmazdır

Karakollarımız ne yapıyor peki?

90’ların bir alışkanlığı olan tutukluluğun bir ceza yöntemi olarak kullanılması adeta kendini yenileyerek hortlamıştır. Birincisi Al ve bırakma Soruşturmayı uzattıkça uzat ve bir mahkûmiyette dönüştür. Hatta bir terbiye aracına dönüştür. İkinci yöntem ise al ve tepki gelirse bırak. Böylece hukuka aykırı olmasa bile o fiili yapacakların bir daha bunu yapacak cesareti olmasın. Hukuka uygun fiilleri yapacakların bile Cesaretleri kırılsın. Hakkında twit atılmayan garibanlar aynı hâkim ve savcılardan neler çekiyor kim bilir?

Mülteciler ah mülteciler; Yıl 1945. Azerbaycanlı 146 aydın Stalin’den kaçıyor ve Aras Nehri üzerinden Boraltan Köprüsü’nden Türkiye’ye sığınıyor. Ama dönemin iktidarı onları teslim ediyor ve hemencecik kurşuna diziliyorlar.  Bunun üzerine bir türkü yazılıyor:

Boraltan bir köprü, Aşar geçer aras’ı

Yusan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

Birçok ülkede idamla yargılandıkları ya da idama mahkûm edildikleri için kaçıp ülkemize sığınan muhacir kardeşlerimiz var. Ulusal çıkar gereği bu kardeşlerin Çin’e, Rusya’ya teslim edildiklerine şahit oluyoruz. Bir taraftan yerlilik, millilik söylemleri diğer tarafta ise çıkara kurban edilen kardeşler, peki nasıl çıkacak bu yüzün karası.

Dünyanın birçok bölgesinde zülüm artarak devam ediyor. Zorbalar doyuma ulaşmadıklarından olacak; Filistin, Arakan, Yemen, Afganistan, Suriye ve daha birçok ülkede emperyalistler ve yerli işbirlikçileri insan etinden ve kanından besleniyorlar. Çocuklar, kadınlar açlıktan ölüyor. Dünya buna sessiz. Ölüm, baskı, işkence, insan ticareti kol geziyor denizlerde, tel örgülü sınırlarda. Ulaşabildikleri yerlerde ise ırkçılık belasıyla dışlanmakta ve ölümlerle yüz yüze gelmektedir. Bize düşen onların ağıtlarını dünyaya duyurarak vicdanlara seslenmektir.

Peygamber bugüne veda hutbesinden seslenmekte: “Benim sözlerimi iyi dinleyin ki, izzet ve şerefle huzurlu yaşamaya devam edesiniz. Sakın haksızlık yapmayın ve zulmetmeyin. Sakın baskı, zulüm ve işkenceye alet olmayın. Sakın zulme boyun eğmeyin. Haksızlığa rıza göstermeyin” diyor ve ekliyor: “Allah'ım, Sen de şahit ol.”

Rabbim! Biz de üzerimize düşeni yapmaya çalışmaktayız. Ayaklarımızı sabit, dilimizi güçlü kıl. Bize zülüm karşısında diklenmeden dik durmayı nasip et. Bize haksızlıkla mücadele azmini ver. Adil şahitlik edenlerle beraber kıl. Ve Şahit ol Ya Rabb! Şahit ol.

Es-Selamu Aleykum

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2019-02-11
Okunma Sayısı : 86
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2656322

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari