Adalet Ertelenemez Ve Vazgeçilemez Bir Sorumluluktur

15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleşen kanlı darbe girişimi, girişim anından itibaren ortaya konulan destansı ve tarihe mal olmuş bir direnişle püskürtülmüştü. En kanlı darbe girişimi olarak tarihe geçmiş olan bu kalkışmanın içinde veya yanında yer alanların, bu girişime herhangi bir şekilde katkısı olanların bir an evvel yargı önüne çıkarılmaları ve hak ettikleri cezayı almaları ertelenemez bir sorumluluktur.

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere bu sürecin yoğunluğunun gerektirdiği diğer bir sorumluluk da örgüte ve suça bulaşmamış kişi ve kurumların çeşitli yanlış anlaşılmalar ya da kötü niyetli yönlendirme ve ihbarlar veya çeşitli siyasi hesaplar neticesinde darbeci çete ile aynı çerçeveye konularak mağdur edilmelerinin kesinlikle ve hiçbir istisnaya fırsat vermeden karşısında durmaktır. Unutulmamalıdır ki istatistiklerde istisna gibi duran bireysel mağduriyetlerin her birisi için mağduriyetin boyutu kimi zaman ölüme denk kimi zaman ölümü aratacak manevi bir ağırlık taşımaktadır.

Bu noktada özellikle ihraçlar ve tutuklamalarla alakalı derneğimize yapılmış başvurular olduğu gibi kamuoyuna da yansımış çok sayıda olumsuz örnek mevcuttur. Son dönemlerde özellikle OHAL sürecinin oluşturduğu zemin içerisinde TUTUKLAMA müessesesi rutinleşmiş, FETÖ, IŞİD, NUSRA, PKK vb. örgüt üyeliği ithamı ile karşı karşıya kalan hemen her zanlı -ithamın ağırlığı dolayısıyla- önüne ve arkasına bakılmaksızın tutuklanmakla yüz yüze kalmıştır. Ceza Muhakemesinde başvurulacak son ve en ağır tedbir olması gereken tutuklama rutin bir yol haline getirilmiştir. Sütten kesilmemiş çocuk sahibi kadınların dahi uzun süreli gözaltında tutulduğu ya da tutuklandığı, yaşanan yoğunluk bahanesiyle şüphelilerin cezaevi şartlarından daha beter ortamlarda insan onuruna aykırı şekillerde gözaltında bekletildiği, bakıma muhtaç çocukları olan kadınların pekâlâ başkaca adli kontrol şartlarının uygulanması mümkünken tutuklandığı vb. bir vasatta bütün sorumluların meseleye odaklanarak hakkaniyet ve adaleti göz önüne alması gerekmektedir.

Kimsenin hakkı hatırına değilse bile süt hakkı olan bebeklerin, anne kokusu hakkı olan çocukların hakkı hatırına bu sorumluluktan kaçılamaz…

Yine son dönemin olağan mağdurlarından birisi de hicret arzusuyla İslam beldesi ya da güvenli belde diye sığındıkları topraklarımızda ferdi ya da genelleştirilmemesi gereken suçlar yüzünden topyekûn potansiyel tehdit unsuru olarak görülen Doğu Türkistanlı, Tacik, Kırgız, Çeçen, Afrikalı, Arap vb. muhacirler, mültecilerdir. Tek bir şüpheli yüzünden, o şüphelinin ten rengine/göz yapısına sahip ya da o şüphelinin kötü niyetli olarak veya hasbelkader ilişki kurduğu onlarca insanın şüpheli ya da suçlu olarak muamele gördüğü, yüzlerce mültecinin gözaltına alındığı, kendi ülkesinde ölüm riskiyle karşı karşıya olduğu bilenen mültecilerin biletleri kesilerek ülkelerine gönderilmeye çalışıldığı bir vasatta öncelikle adalet ve hakkaniyet zarar görmektedir.

“Bizi sınır dışı etmeyin (Çin’e, Rusya’ya göndermeyin), gerekirse on yıl, yirmi yıl hapis yatarız” diyecek kadar bu topraklara aidiyet hisseden ürkek insanların mazlumiyeti göz ardı edilemez…

Bir başka mağduriyet alanı olarak gündeme gelen KHK ihraçları da not edilmesi gereken önemli hususlardandır. Malumdur ki her bir ihraç aynı zamanda ciddi bir ekonomik kayıp anlamına gelmekte, ihraç edilen kişilerin sigorta kayıtlarına OHAL şerhi düşüldüğü için kişiler ortada gerçekten bir suç varsa bile suçla hiç alakası olmayan bütün aile fertleriyle beraber muhtaçlığa itilmekte, travmalara neden olmaktadır. PDY ya da diğer örgütlerle uzaktan yakından alakası olmayan, sırf bir bildiriye imza atmış ya da siyasi bir tavır sergilemiş insanların başkaca hiçbir kriter aranmaksızın toptan örgüt üyesi gibi değerlendirilerek sonu ihraca ya da tutuklamaya varan muamelelere maruz kalmaları doğru değildir. Böyle bir tarzın temelde darbeci çeteyle mücadeleye ket vurması da ayrı bir risktir.

Daha önce de vurguladığımız üzere örgüt ve suçlama ayırımı yapılmaksızın herhangi bir suç isnadıyla yakalanan, gözaltına alınan ve tutuklananların kimliği ve eyleminden bağımsız olarak adil yargılanma, kendini aklama imkânlarından yararlandırılma, avukat yardımından gerçek anlamda yararlanma, yaşam hakkının korunması, işkence ve kötü muameleye tabi tutulmama, suçların kişiselliği çerçevesinde aile ve çocuklarının lekelenmemesi veya çeşitli torba dosyalara dâhil edilerek topluca itham edilmeme, iltica kuralları çerçevesinde zulüm göreceği aşikârken iade edilmeme gibi temel insan haklarının korunması ve ihlal edilmemesi hayati öneme sahiptir.

Gerek 28 Şubat Brifingli Yargılamaları gerekse Paralel Yargılamaların oluşturduğu mağduriyetlerden ve bugüne kadar yaşadıklarımızdan bir ders alınarak, insan haklarının, hukukun ve savunmanın bir gün herkese lazım olacağı gerçeğinden hareketle adli veya idari yargılamalar açısından savunma hakkına dönük kısıtlamaların sona erdirilmesi, masumiyet karinesinin yok sayılmasının önüne geçilmesi, cezaevi idarecilerinin başına buyruk hareketle avukat görüşlerini imkânsızlaştırmalarına ve her tür temel hakkı yok saymalarına dur denilmesi, basit ihbarlarla insanların örgüt üyesi muamelesine tabi tutulmasına izin verilmemesi, soruşturmaların emniyetin kontrolünden alınarak hukukçuların kontrolüne bırakılması hukukun ve hukuk kurumlarının adalete yönelmesi açısından elzemdir.

Geçmekte olduğumuz bu zorlu sürece ilişkin hakkaniyet talep eden kişi veya kurumların itirazlarına ötekileştirmeden ve itibarsızlaştırmadan kulak verilmeli; darbe sevicilere, toplumsal kırılma meraklılarına, içeride ve dışarıda Türkiye’yi terörize ederek kontrol etmeye hevesli devletlere ya da yapılara karşı, etkin ve uzun soluklu mücadelenin ancak ‘yer ve gök adalet ile ayakta durur’ şiarı ile mümkün olabileceği bir an olsun unutulmamalıdır. OHAL’in devlet için yapıldığı taahhüdü göz önünde tutularak halkın günlük yaşamına sirayet eden uygulamalar konusunda gerekli hassasiyet gösterilmelidir.

MAZLUMDER olarak, temel hak ve hürriyetlerin ve özellikle masumiyet karinesinin hiçbir ayrım yapılmaksızın ve hiçbir mazerete sığınılmaksızın korunmasının hepimiz üzerinde önemli ve vazgeçilemez bir sorumluluk olduğunu, suçla, terörle, darbeyle ya da darbecilerle asıl ve etkili mücadelenin ancak Hak ve Adalet meşruiyetine dayanan hukuk çerçevesinde olabileceğini hatırlatırız.

 

MAZLUMDER İstanbul Şubesi

 

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2017-02-10
Okunma Sayısı : 1163
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2211492

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari