Suriye Mazlumları Hızla Değişen Gündeme Kurban Edilmemeli!

40 yılı aşkın bir süredir Baas diktatörlüğü tarafından sistematik bir zulüm ve zorbalıkla yönetilen Suriye topraklarında, Afrika’dan başlayıp Batı Asya’yı da içine alarak yaygınlaşan halk ayaklanmalarıyla birlikte 2011 yılının Mart ayında yeni bir süreç başlamıştır. Yaşandığı her ülkede birbirinden farklı dinamiklerle ortaya çıkan halk ayaklanmalarının hepsinde ortak nokta uzun süreli zalim ve zorba diktatörler elinde en temel haklarının gaspedilmiş olmasının yanısıra asli ihtiyaçlarını bile elde edemez hâle gelmiş bölge halklarının bu gasp ve mahrumiyetlere karşı haklı bir kıyama kalkıştıkları gerçeğidir. Nitekim Suriye’deki ayaklanma sürecinin başlamasında da en önemli etkenler bunlar olmuştur.

Başlangıçta rejimin ıslâhı talebiyle sokağa çıkan Suriye halkı Esed rejimi tarafından düşman olarak görülmüş ve geniş çapta katliam ve işkencelere maruz kalmıştır. Beşşar Esed yönetimindeki rejim, haklı taleplerini barışçı bir düzlemde duyurmaya çabalayan halkın iradesini ateşli silahlar ve modern zamanların en vahşi işkence biçimleriyle engellemeye çalışmış; canları pahasına sokaklara çıkan halkın taleplerini dinlemek yerine şiddetin dozunu her geçen gün artırarak sokak gösterileriyle başlayan bu sürecin uzun süreli bir iç savaş ortamına dönüşmesine sebep olmuştur.
 
Savaşın neredeyse tüm ülke sathında oldukça yoğun bir şekilde devam etmesinden dolayı yaşanan trajedi ile ilgili veriler bütün boyutlarıyla elde edilememektedir. Bununla birlikte bölgedeki gelişmeleri, özellikle sivillerin durumunu takip eden kurumların aktardığı veriler bütün olarak incelendiğinde ortaya çıkan tablo durumun vehâmetini gözler önüne sermektedir. Olayların başladığı 2011 yılından beri 200 binden fazla sivil hayatını kaybetmiştir. Bunlardan 13 bin kadarını ise çocuklar oluşturmaktadır. Esed rejimi hâlihazırda 60 binin üzerinde Suriyeli’yi sebep dahi göstermeden gözaltında tutmakta ve bu kişiler her gün fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalmaktadırlar.
 
Beşşar Esed'in meşru yollarla kazandığını iddia ettiği Haziran ayındaki mizansen seçimlerden bu yana en az 679 Suriyeli daha rejimin işkenceleri yüzünden ölmüştür. Halep, İdlib, Dera ve Şam başta olmak üzere rejim helikopterleri varil bombaları ile sivilleri katletmektedir. Sadece kadîm şehir Halep'te varil bombaları yüzünden yaşanan ölümler 4000'i aşmıştır. Suriye Rejimi ve bileşenlerinin halka yönelik bu katliamları Suriye topraklarında yaşayan insanları ülkenin kuzeyinden Türkiye topraklarına yahut güney kesimlerinden Ürdün ve Lübnan’a göçe zorlamaktadır. Bu durum Suriye Toprakları’nın insansızlaşması, birçok yerleşim yerinin yok olmasının yanında 3 milyonu ülke içinde olmak üzere 6,5 milyondan fazla insanın yurtlarından edilmiş olması manasına gelmektedir.
 
Savaş öncesi Suriye'nin en büyük şehri olan Halep bugün nüfusunun yarısından fazlasının canını kurtarmak için terk ettiği yıkık, virane bir şehre dönmüştür. Bununla beraber rejimin hastaneleri hedef alması sağlık alt yapısının tahribatıyla sonuçlanmıştır. Bu durum ülkede birçok farklı hastalığın ve salgının baş göstermesine yol açmıştır. Ülkenin kuzeyinde bu tür hastalıklarla mücadele edilirken rejim muhasarası altındaki Guta ve Yermük'te ise açlıktan ölüm vakaları yaşanmış, insanlar ölmemek için kedi ve köpek eti yemek zorunda kalmışlardır.
 
Suriye'nin her bölgesinde halka yönelik şiddet günümüzde de bütün vahşetiyle devam etmektedir. Sadece son 1 ayda (15 Eylül- 15 Ekim) rejim güçleri tarafından bombalama, havan saldırıları ve işkence yoluyla katledilen ve kayıt altına alınabilmiş Suriyeli’lerin sayısı en az 1100 civarındadır.  Rejim ve rejim taraftarı grupların haricindeki silahlı gruplardan bazılarının da sivil halka yönelik cinayetlerde adlarının geçmesi durumun vehametini daha da artırmaktadır. Bağımsız ve rejim muhalifi insan hakları kuruluşları, farklı mezhep ve etnik gruplarından çoğunluğu kadın ve çocuklar olmak üzere Arap, Kürt, Türkmen, Sünnî, Alevî ve Şii sivillerin bölgede silahlı mücadele yürüten farklı grupların cinayetlerine de hedef olduğunu bildirmektedir. Bütün bunlar yaşanırken "uluslararası camia" maalesef üzerine düşen görevi yapmamış ve küresel ölçekte güdülen siyasi çıkar hesaplarının sonucu olarak Suriye’de atılması gereken adımlar atılmamıştır.
 
Bu küresel aktörler elinde katliam ve insanî trajedi yurdu hâline gelen Suriye topraklarında, ABD öncülüğünde geniş bir koalisyonla bölgede barışın sağlanmasına katkı sağlamaktan uzak ve stratejik çıkarları doğrultusunda hava saldırıları düzenlemeleri çıkar hesaplarını insanlık onurunun üstünde tutan yaklaşımın açık bir örneğidir. Aynı güçler bu tutumlarını siyasilerin açıklamaları ve medya yoluyla yaptıkları gündem yönlendirmelerinde açık bir biçimde ortaya koymaktan da çekinmemektedir. Kobani bölgesinde yaşanan ve bilhassa insanî kriz boyutuyla duyarlık gerektiren duruma yerli ve yabancı siyasiler, sivil toplum ve medya tarafından gösterilen ilgi, ancak Suriye ve Irak’ta yıllardır kelimelerle anlatılamayacak boyutlarda işlenen zulüm ve cinayetler konusunda da ayrımsız gösterildiğinde vicdanî bir tavır mahiyeti kazanır. Coğrafyamızda işlenen kimi insanlık suçlarının stratejik pazarlık ve hesaplarla görmezden gelinirken diğerlerinin başka siyasî pazarlık ve hesaplarla bütün tablodan ayrı muamele görmesi vicdanların kabul edebileceği bir tavır değildir.
 
Taahhüt ettiği insanî ve ahlaki duruş gereği MAZLUMDER daima haklı talepleri için kıyam eden mazlum halkların yanında ve halkların haklarını gasp eden zalim diktatörlerin karşısındadır. Bu duruş zalimin ya da mazlumun, katilin ya da maktulün kimliğine veya bulunduğu coğrafyaya bakmaksızın, bu zulümleri gündemleştirmenin kimin işine yarayacağını gözetmeksizin o zulme karşı tavır almayı gerektirir. Musul, Şam, Halep, Kobani, Gazze, Roboski, Doğu Türkistan ya da Diyarbakır’da yaşanan zulümlerin hiçbiri diğerlerinden daha az veya daha çok dikkate değer olamaz. Aynı şekilde, bir yerde yaşanan zulümler hiçbir surette o zulümleri destekleyen gruplara mensup oldukları gibi gerçek veya mevhum gerekçelerle başka yerlerde masum sivillere karşı intikam taarruzlarını ve vahşi cinayetleri haklı veya mazur gösteremez.
 
Bu bağlamda gerek Türkiye içinde gerek uluslararası sahada siyaset, medya ve sivil toplum aktörlerini coğrafyamızın siyasî ve stratejik çıkarlar uğruna kan deryasına döndürülmesine karşı insani ve ahlâkî bir duruşa davet ediyor, devlet, millet, etnisite veya örgüt çıkarlarının hiçbir insanî değerin üzerine çıkamayacağını hatırlatmak istiyoruz. Öte taraftan hiçbir mücadelenin masumlara verilen zarara gerekçe olamayacağını hatırlatıyor, zalim Esed rejimi ve bileşenlerine karşı mücadele veren direniş gruplarını savaş hukukuna riayete davet ediyoruz.
 
MAZLUMDER Dış İlişkiler Komitesi
 
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2014-10-25
Okunma Sayısı : 589
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2594142

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari