Cüneyt Sarıyaşar, STV'ye Verdiği Röportajda Suriyeli Sığınmacılar Konusunu Değerlendirdi

Samanyolu TV, MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar ile Suriyeli sığınmacılar hakkında aşağıdaki röportajı gerçekleştirdi.

 
MAZLUMDER’in Suriyeli Kadın Sığınmacılar ile ilgili hazırladığı rapora biraz değinebilir misiniz?
 
Bu rapor Suriye ile ilgili hazırladığımız 3. rapor. İlk raporumuzla devrim başlamadan bir yıl önce, Suriye’nin insan hakları karnesini ortaya koymuştuk. Daha sonra Suriye’de durum, halkın direnişinin ardından pek çok devletin enfekte etmesiyle iç savaş durumuna evrilince sığınmacılar arttı. Bu süreçte de İstanbul’daki Suriyeli sığınmacılar ile ilgili bir rapor hazırladık. Son olarak da birçok ilde yaptığımız araştırmaların değerlendirmesine yer verdiğimiz Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu’nu hazırladık. Bu çalışma bize, önümüzde çok ciddi bir tablo olduğunu gösterdi. Maalesef rapor, kamuoyunda fuhşa sürüklenen kadınlar başlığıyla yer aldı. Esasında kadınların ve çocukların bu noktaya gelinceye kadar yaşadıkları pek çok mağduriyet söz konusu. Evet, bizim raporumuzda kadınların fuhşa sürüklenmesi, cinsel olarak istismar edilmesi de yazıyor ama bununla birlikte pek çok mağduriyeti de aktarıyoruz. En başta bu insanların kendi yerlerini yurtlarını terk ederek buraya gelmelerinin bir sebebi var. Orada müthiş bir devlet terörü söz konusu. Suriye’deki devlet terörü kadınlara yönelik tacizi, kadınlara ve çocuklara yönelik işkenceyi sistematik olarak uyguluyor. Bu sistematik zulümlerden kaçan insanlar sığındıkları, eman diledikleri yerde kendilerini güvende hissetmek istiyorlar ve böyle inandıkları, bize güvendikleri için buralara kadar geliyorlar. 
 
Biliyorsunuz bizim kültürümüzde, muhacirlere karşı toplumun alacağı pozisyon Ensar olmaktır. Vakıa, 3 yıldır yaşanmaktadır ki Türkiye, Ensar olmak noktasında STK’lar, devlet erkânı ve hükümetin organizasyonlarıyla çok özverili çalışmalar yapmıştır. Fakat tabii ki tasarlanan ya da tahmin edilenin dışında şeyler oldu. Bir-iki yıl için geçici konuşlanma yerleri hazırlandı ama bu süre uzadı. Bu süreç başlarında pek çok uluslararası gözlemci Suriye’ye komşu ülkelerdeki kampları gezdiler. Türkiye’nin sığınmacıları konuşlandırma konusunda en başarılı yöntemi uyguladığını ve bu süreci başarılı yönettiğini söylediler. Ancak bu çalışmalar yılları karşılayacak nitelikte değildi. Şimdi ise Suriyeli sığınmacılar için belirsiz bir süre söz konusu. Raporda tüm bu problemleri belli başlıklar altında değerlendirdik. Şu an resmi rakamlara göre kamplarda 250.000, kamp dışında da 650.000 civarı sığınmacı var. Tabii bu sayı aslında çok daha fazla…
 
Toplumun da ilk yıllarda bu konuya bakışı ile uzayan yıllarda bakışı arasında fark oluştu. Meselâ 50.000 nüfuslu bir ilçenin yanına, 2 yıl sonra ülkelerine döneceğini düşündüğünüz sığınmacılar için yine 50.000 kişilik bir kamp kuruyorsunuz. Kampın dışında da oraya 50-60 bin kişi daha geliyor. Bu şu demek, o ilçede artık üç kişiden ikisi Suriyeli sığınmacı. Bu pek çok sorunu beraberinde taşıyor. Yerli halk ilk önce sığınmacılara yüreğini açarak onları misafir etti. Ama yıllar geçtikçe halk, kaynaklarının da paylaşıldığını gördü. Üç misli insan yolları, sosyal imkânları, sağlık hizmetlerini vs. paylaşınca hayat zorlaşmaya başladı. Bu da toplumsal huzursuzluğa yol açtı.
 
Sizce kadınların ya da küçük kızların fuhşa sürüklenmesindeki temel sorunlar da bunlar mı?
 
Bunun birkaç ayağı var: Suriye’de özellikle çatışmanın başladığı günlerden itibaren, devlet sistematiği içerisinde kadınlara yönelik şiddet uygulamalarından birisi cinsel taciz. Onları yurtlarından ettiği yetmiyormuş gibi özellikle muhalefete karşı kadınları ve çocukları silah gibi kullandılar. Kadınlar en zor zamanlarını öncelikle Suriye’de yaşadılar. Bu süreci götüren çetevari insanlar. Suriye’den iyisiyle kötüsüyle pek çok insan geliyor. Sığınmacılara karşı gösterilen şefkatli ve duyarlı tavır, toplumda kahir ekseriyet oluşturmakla beraber, maraza pek çok insan da var. Anlaşılıyor ki bu insanlar birbirlerini buldular veya belki de yeni çeteleştiler ve zayıf halka olan Suriyeli kadınlar üzerinden kendi kötücül çıkarlarını oluşturmaya başladılar. Bu sömürü sınırın ötesinden bu tarafa geçerken başlıyor ve maalesef belirli bir sektörel alanı da olan süreçler. Dolayısıyla bu kötücül yapıların sınır illerinde yoğunlaştığını görüyoruz. 
 
Raporumuzda işaret ettiğimiz iki temel mesele var, bir tanesi; Suriye ile ilgili halklarımızın geçmiş birlikteliği var. Yüz yıl önce çizilmiş sınırların halkları aslında bir toplum idi. 50-100 yıl öncesinin Suriye ve Türkiye halkları akrabalar. Yani Suriye toplumu ile Türk toplumu arasında kız alıp-verme gibi pek çok süreç yaşanıyordu. Doğal olarak bizde gelenekler çerçevesinde evliliklerini sürdüren, yani resmi nikâhla tek eşli olup ancak hukuki bir korumaya tabi olmayan dini nikâhla pek çok insan evleniyordu, hâlâ evleniyorlar. Şu anda bu süreçlerin toplumların doğal kültürleri, gelenekleri üzerinden değil, belirli çıkar gruplarının organizasyonları üzerinden de gerçekleştiğini görüyoruz. Bu da kadınlar ve çocuklar için bir dizi hak ihlalini oluşturmaktadır. 
 
"Kadınların emeği sömürülüyor, erkeği savaşta ölen kadın çocuklarını ve yaşlılarını tek başına korumak zorunda kalıyor ve kadınların üzerinde ciddi bir yük var."
 
Biz özellikle bu raporumuzun kadınların fuhşa sürüklenmesi başlığı adı altında ele alınmasından rahatsızız. Çünkü en zayıf halka olan kadınların karşı karşıya kaldıkları bu sorun en sakındıkları ve dillendirilmesini istemedikleri bir konu. Bunu yaşayan kadınlar belki yüzde 1-2. Ama kadınların yüzde 98-99’unun maruz kaldığı başka ciddi pek çok sorunlar var. İstanbul’a kadar da ulaştığını tespit ettiğimiz sorunlardan gıdaya, hijyen malzemelerine ulaşamama, emeğinin sömürülmesi, kötü koşullarda barınma, ya da barınma ihtiyacını giderememe, sağlıksız bir yaşam sürme gibi pek çok sorun var. 
 
Kadınların emeği sömürülüyor, erkeği savaşta ölen kadın çocuklarını ve yaşlılarını tek başına korumak zorunda kalıyor ve kadınların üzerinde ciddi bir yük var. Bugün İstanbul’da caddelerde bütün ışıklarda Suriyeli çocukların bir şeyler satmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu artık İstanbul’un olağanlaşan bir görüntüsü… Burada şunu söylemek gerek; Bu sürecin uzayacağı, tabii ki hükümet tarafından öngörülmeliydi. Yapılması gerekenlerin planı için gecikildiyse de acilen, uzun soluklu bir süreç için politikalar üretilmeli. Gerek sınırlarda, kamplarda gerekse de kamp dışında birçok şehirde yaşayan Suriyeli sığınmacıların karşılaşabileceği hırsızlık, gasp, kavga gibi adi vakalardan tutun da diğer sorunlara kadar uzun soluklu politikalarla önleyici çözümler bulunmalı. 
 
Kadınların yaşadığı cinsel istismar ve tacizler pek çok değişik aşamada gerçekleşiyor. Meselâ bir iş alanında da karşılaşabiliyorsunuz bununla. Bunun yanı sıra sadece cinsel istismar değil, onun bir de cinsel kölelik yönü var: Suç çetelerinin organize olarak insan ticareti bağlamında bu işi yapmaları söz konusu. Maalesef bu konuda da denetim eksikliğini gözlemliyoruz ve bu sebeple raporumuzda şunun altını çiziyoruz; İnsani yardım kuruluşlarımız özverili ve fedakârca davranarak hem insani hem de psikolojik yardımları gerçekleştiriyorlar. Bu kuruluşların, MAZLUMDER gibi insan hakları alanında çalışan kurumların kamplara ve kamp dışındaki sığınmacılara ulaşmasına yardımcı olmaları gerekiyor. Biz hazırladığımız raporlarla sorunları dile getirdiğimizde, belirli mekanizmaların da çözüm yollarını oluşturması gerekmektedir. Devlet her şeyi kendi yapmaya kalktığı zaman memur aklıyla bu işleri götürüyor ve dolayısıyla bir müddet sonra rutin, o günkü işini bitirmekle ilgili bir sürece evriliyor. Bu da bahsettiğimiz kontrollerin zayıflamasına neden oluyor ve bazı kişilerin, çıkarları için bu mekanizmalarda yer aldığını görüyorsunuz. Ama toplumun denetimi, kontrolü sivil toplum aracılığıyla gerçekleşir, devlet de STK’lar ile bunu paylaşacak cesareti ortaya koyarsa biz inanıyoruz ki bu konuda ciddi iyileşmeler olacaktır. Vakıa, çetelerin çökertilmesi sivil toplumun işi değildir, tabii ki devletin sorumluluğudur. Biz burada, devlete bu sorumluluğunu hatırlatmış oluyoruz. Devletin STK’lar ile işbirliği yapması ve sorunların çözümü noktasında atacakları adımlar için ön açması gerekmektedir. Biz bugün kamplara giremiyoruz. Peki, biz kamplarda nasıl bir hayat sürüldüğünü nereden öğreniyoruz? Ya gayri nizami girişlerimizle ya da içerideki insanlarla iletişim kurabilirsek öğreniyoruz. Türkiye’deki STK’lar o kampları denetleyebilmeli ve oradaki sorunları tespit edebilmek için çalışmalar yapabilmelidir. STK denetimlerinin de etkisiyle kötücül yapılanmaların önüne geçilebilir. 
 
Hükümet, Suriyelilerin sınırdan Türkiye’ye girmelerine izin vermesinin haricinde neler yapıyor? Sorunlar ile ilgili bir takip ya da önleyici çalışmalar var mı? Sokakta yaşayan Suriyeliler için bir denetleme mekanizması var mı?
 
Hükümetin bu süreç başlar başlamaz insani koşulları iyi ve yeterliliği yüksek kamplar hazırlaması çok önemli bir adımdı. Ancak süreç uzayınca ve kampların etrafına toplumla ilişkilerini kesen sınırlar çizilince, kamplar bir bakıma açık cezaevine döndü. Siz o kamplarda ne kadar iyi şartlar ortaya koyarsanız koyun, orası geçici süre için hazırlanmış yerlerdir. Dolayısıyla oralarda uzun süre kalındığı takdirde, sizin o geçici koşullarınız eziyete dönüşüyor. Bunun üzerinden de çıkar sağlayanlar tabii ki oluyor. Kamp dışında kalanlar, önce akrabalık ilişkileri içinde dağıldılar daha sonra da tanışıklık üzerinden dağıldılar. Fakat bunun kontrolü ciddi manada yitirildi. STK’ların çalışmaları da kendi kaderine bırakıldı ve bürokratik manada önlerindeki engeller açılmadı. Bu da sivil toplumun daha koordineli olmasını engelleyen bir husus… Meselâ iltica ve statü meselesi; Bu konuda belirsizliklerle beraber gelinen nokta misafirlik statüsüdür. 
 
Bizim İstanbul’da yaşayan Suriyeli sığınmacılar ile ilgili hazırladığımız rapor büyük bir etki yarattı ve hemen akabinde İstanbul Valiliği ile verimli bir toplantı yaptık. Bu rapor ve görüşmelerimiz bazı önlemlerin alınmasını sağladı veya hızlandırdı. Tabi ki kesinlikle yeterli değil, çünkü hâlâ birçok sığınmacı sokaklarda ve İstanbul’un ilçelerinde. Sığınmacıları ülkeye kontrollü bir şekilde almak, bu işin planlaması için ilk gerekliliktir. Bizim 900 kilometre sınırımız olduğu için, kontrollü geçiş uygulandığında sınırda kontrollü ölümü de göze almak anlamına geliyor ki bu da bir sıkıntı. 
 
İstanbul'da Yaşayan Suriyelilerin Durumu
 
İstanbul’daki Suriyelilerin maddi açıdan durumları nasıl? Buradaki sığınmacılar geçimlerini nasıl sağlıyorlar?
 
Bizim tespitlerimize göre İstanbul’da 100.000’in üzerinde sığınmacı var. Bunların ilk gelenleri durumu daha iyi olanlar. Ama sonrakilerin ekonomik durumları zayıf ve kötü koşullarda yaşıyorlar. En alt düzeyde emek gerektiren işlerde çalışıyorlar. Özellikle kadınlar ve genç kızlar evlere temizliğe gidiyor. Erkekler de güce dayalı, inşaat işçiliği gibi işlerde, sanayi bölgelerinde, üretim işlerinde düşük maaşlara tabii ki sosyal güvenceleri olmadan çalışıyorlar. Bu yönlü emek sömürüsüne açık olmaları toplumsal yaralarımızdandır. Bu koşullar altındaki insanlardan az da olsa bazıları bir süre sonra hırsızlık, gasp vs. gibi kötücül yollara sapabilirler. Bu durumlar üzerinden üretilen yaklaşımları doğru bulmam. Bunun çaresi onlara karşı tavır almak değil, çözüme yönelik mekanizmaları üretmektir. 
 
İstanbul’da zor koşullar altında yaşayan Suriyelilerin, geçim sıkıntısı ile kötü yola düşen küçük çocuklar da dahil, onların güvenliğini sağladığını iddia eden çetelerin elinde cinsel istismara maruz kalmaları söz konusu. Özellikle de iş alanlarında cinsel taciz yaygın. Ancak Suriyeliler bu kötü olaylarla anılmak istemiyorlar. Onlar, binlerce şehidi arkalarında bırakıp onların emaneti için canlarını vermeye hazır olan misafirlerimiz. Bunun altını çizmek istiyoruz. Özellikle medyanın ve kamuoyunun Suriyeli kadınları ve çocukları cinsel istismar ile ilgili riskleri bilen ama bununla anmayan, hatırlamayan ve bununla değerlendirmeyen bir akla ihtiyacı var. Suriyeli sığınmacılar, Suriyeli kadın ve çocukların sırf fuhuş ile anılmalarından çok rahatsızlar çünkü bu da ayrı bir tacizi beraberinde getiriyor. Biz bu hassasiyeti kamuoyundan da rica ediyoruz. Bu sorunların çözümü Hükümetin sorumluluğunda ama bunu kamu adına denetleyecek olanlar da STK’lar. Biz bu süreci takip edeceğiz. Bunun sadece adli yönü değil, psiko-sosyal yönü de var. Diğer STK’lar ve üniversitelerle çalışmalar yapıyoruz ve bu konularda çözüme dönük önerilerimizi yetkililerle paylaşıyoruz. 
 
Görüşmeleri yapan ekibimizde bazı hikâyeler var ama biz raporumuzda bunları direk vermedik. Yaşananlar çok zor ve biz bunları paylaşırsak, kişilerin bundan sonraki hayatları daha da olumsuz etkilenir. Ama biz şunları yaşıyoruz: İş sebebiyle getirilenler cinsel istismara maruz kalıyor, para karşılığında 2. eş olarak verilenler var, kadın ve çocukların çok az paralara çalıştırılmaları söz konusu… Raporumuzun ardından Göç İdaresi bizi aradı ve görüşmek istediklerini belirttiler. Eğer sivil toplumun bulgularının çok daha kılcal damarlarda olduğunu devlet kavrarsa STK’larla birlikte çalışma imkanı ile erken teşhis ve ön alma imkânı vardır.
 
Suriye’den gelen çetelerin rolü nedir, Türkiye’de bu işlerle ilgilenen bazı kişiler de buna dahil oluyorlar mı?
 
Tüm savaş ortamlarında insan ticareti ve kadınların cinsel köle olarak kullanılması, küçük çocukların evlilik üzerinden pazarlanması, organ mafyalarının istismarları, küçük çocukların batı ülkelerine satılması ile karşılaşıyoruz ne yazık ki. Bu risklerin tamamı Suriyeliler için de var. Bu kötücül yapılanmalar birbirini çok hızlı bulurlar. Asıl olan, devletin halkı bu yapılardan korumasıdır. Bunların STK’ların yardımıyla erken tespit edilmesi de çok önemlidir. 
 
Şunu da belirtmek istiyorum; Suriyeliler çok dirençli, Hafız Esed’den sonra Beşşar Esed’e karşı çok bilinçli bir kalkışma gerçekleştirmiş bir toplum. Dolayısıyla kendi şartlarını iyileştirmek için pek çok çalışmalar yapıyor. Meselâ eğitim alanında; Biz eğitim sıkıntısından bahsediyoruz ama onlar, Libya’nın eğitim kurumlarından diploma vermek için bütün kamplarda ve kamp dışında okullar açtılar ve müthiş fedakarlıklarla eğitimler vererek çocuklarını mezun edip geleceklerini kurtarıyorlar. Ülkelerinin Rejimden Kurtarılmış topraklarında belediye, eğitim, adli kolluk ve hukuk birimlerini kurmuş, ekonomik çalışmalarını da sürdürmekteler. Yani orada sadece savaş yok, hayat devam ediyor. Bizim Suriyelilere biraz da ne yapıyorlar sorusuyla bakmamız, yaklaşmamız lazım.
  
Hükümet bu konuda neler yapabilir?
  
Bunlarla ilgili gerekli yasalar çıkartılmak suretiyle, belirli hukuki ve sosyal güvencelerin de tesisiyle birlikte; insani yardım kuruluşlarıyla, insan hakları çerçevesinde çalışan MAZLUMDER gibi kuruluşlarla çalışarak, istişareler ve ortaklaşa çabalarla bu sorunların önü alınabilir. Raporumuzun amacı da devleti bu çalışmalara sevk etmek, zorlamaktır. Bu konularda daha koordineli çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Biz raporlarımızla sorunun ne kadar ciddi olduğunu ve misafirlerimizi incitecek noktaya geldiğini gözler önüne serdik. Bu noktadan sonra yapılabilecek şeyler tek yönlü değildir. Tılsımlı bir değnek yok. Bunun bir eğitim süreci var, psiko-sosyal takip süreci var, güvenlik, yasalaştırma vb. süreçleri var. Bunların hepsini, var olanların üzerine eklemek suretiyle daha iyi koşullara getirmek için Göç İdaresi vb. kurumlar ile çalışmamızın önemi ortada. 
 
Ama tabii ki hükümetin yapması gerektiğini düşündüğümüz birincil şey şudur; Uluslararası kamuoyunda Suriye meselesinin öncelikle ateşkese ve oradan da barışa doğru yürümesi, bunun için de uluslararası koşulları zorlamak gerekmektedir. Türkiye artık bölgesel bir aktör denilecek noktada. Bundan sonraki süreçleri daha sağlıklı yönetmek gerekiyor. 
 
Küresel oyun kurucular ve diaspora üzerinden etki alanı açmak yerine Suriye’nin halkları ile içeriden direnişe geçen insanlarıyla gerekli iletişim kurulmalı. Suriye devrimini enfekte eden yabancı güçlerin bağlamı üzerinden, uluslararası çerçevede Ortadoğu’nun kadim sorunları eşelenip derinleştirilmemeli, bunun zemini ve ortağı olunmamalı. Bölgenin yerel güçleriyle direk ortaklaşmanın yolları aranıp Suriye halkının bir yıl sonrası için özlemlerini dinlemek suretiyle çözümü zorlamalı.
 
Halklar savaşmak değil barış içinde yaşamak isterler.
 

 

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basında MazlumderTarih 2014-06-09
Okunma Sayısı : 870
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2240462

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari