Rıdvan Çağrıcı MAZLUMDER Cezaevi Söyleşileri'nin Konuğu Oldu

MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu tarafından düzenlenen ve 4’üncü yılına giren Cezaevi Söyleşilerinin yeni dönemdeki ilk konuğu, Askeri Tip, Koğuş Tipi, Özel Tip ve F Tipi Cezaevlerinde toplamda 28,5 yıl hapsedilen Rıdvan Çağrıcı idi.

Programın açılış konuşmasını MAZLUMDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Cezaevi Komisyonu Başkanı Kaya Kartal yaptı. Kartal, Rıdvan Çağrıcı’yı tanıtarak başladığı konuşmayı, “Bugüne kadar içeriden çıkmış mahpuslar veya hâlihazırda içeride olan mahpusların aileleri, onların çocukları, eşleri; ya da mahpushane ile iletişimleri sağlam olan ceza avukatları ile söyleşiler yaptık. Çok farklı çerçeveler çıktı önümüze… Çok farklı bakışlardan cezaevi olgusu; içeride yaşananlar, yürütülen mücadele; kültür haline getirilmiş birtakım unsurlar hakkında meseleleri konuştuk. Bugün ise neredeyse bunların hepsini kapsayan bir çerçeve ile karşınızdayız.” Diyerek sonlandırdı. Açılış konuşmasından sonra sözü Rıdvan Çağrıcı aldı.

Konuşmasına kendisini tanıtarak başlayan Çağrıcı, tahliye olduktan sonra kendisine cezaevini anlatması yönünde çok talep geldiğini; ancak cezaevini anlatmanın bir Müslüman siyasi mahpus açısından zor olduğunu ifade etti. Çağrıcı: “ikili bir sınırlama söz konusu. Bir Müslüman yaptığı kendince iyi şeyleri anlatmasının riyasına girme durumu olabilir. Ola ki hatalar yanlışlar olmuşsa ve onu söylese Allah kötü şeyin ifşasını yasaklamıştır; oradan bir sınırlama oluyor. Dolayısıyla ben şunu yaptım, bunu yaptım; şunu yapmadım, bunu yapmadım şeklinde bir anlatım İslami dile uygun olmuyor. O yüzden ben burada yapıp ettiklerimizden ziyade süreç açısından ve olayın mantığı açısından konuyu anlatmaya çalışacağım” dedi.

CEZAEVİNE 15 YAŞINDA GİRDİ
Kendisini tanıtan Çağrıcı, ilk cezaevi sürecinin, Akıncılar davası kapsamında 15 yaşının sonlarına doğru 1984 yılında başladığını ve 1991 yılına kadar sürdüğünü ifade etti. Askeri Mahkemede yargılanıp askeri cezaevinde tutulduğunu belirten Çağrıcı, bir operasyon sonucu yakalanmasının ardından 33 gün Gayrettepe’de kaldığını ve burada ‘hoş geldin (!)’ uygulamalarına maruz kaldığını belirten çağrıcı “bu konuda ayrıntı vermeyeyim, sadece hoş geldin uygulamaları yapıldı” dedi.

“Müslüman Siyasi ile ilk defa karşılaşınca bizi Selimiye’ye götürdüler”
O döneme kadar “Müslüman siyasi mahpus” diye bir kavramın henüz oturmadığını belirten Çağrıcı,  şaşkınlıktan kendilerinin Selimiye Kışlasına götürüldüklerini ifade etti. Çağrıcı: “O dönem siyasi dosyaların yargılamaları Askeri Mahkemelerde yapılıyordu. Sol siyasileri Maltepe’ye; sağ siyasileri de Metris’e götürüyorlardı. İlk defa Müslüman Siyasi ile karşılaşınca şaşırdılar ve bizi Selimiye Kışlasına götürdüler” dedi.

Selimiye kışlasındaki mahpusluğunu anlatan Çağrıcı şunları söyledi: “Selimiye Kışlası askeri cezaeviydi. Asker kişilerin kaldığı bir yerdi orası ama siyasi mahpusları da orada tutuyorlardı. Gayrettepe’den sonra burası bize cennet gibi gelmişti. Cezaevinde askeri kurallar hâkimdi. Yat-kalk saatleri vardı ve erlere bile komutanım dememizi istiyorlardı.”

“Bizler haklarımız için cezaevi idaresine karşı mücadeleler vermeye başlayınca artık sağ siyasi yerine İslami siyaset kavramı gelişmeye başladı.”

Selimiye’de geçirdiği bir yılın ardından Metris askeri cezaevine görütüldüğünü belirten Çağrıcı: “Metris’te 1000-1200 kadar solcu, çok az ülkücü vardı. Selimiye’nin aksine koğuş sistemi vardı. -Yemekleri hariç- Metris’ten rahattık. 12-13 Müslüman Siyasi mahpus vardık burada. Bizim dışımızda Hizbuttahrir ve ülkücülerden İslami Mücadeleye geçenler vardı” diyerek, diğer mahpuslarla irtibatları konusunda da şunlar söyledi: “Sol siyasilerle çok irtibatımız yoktu. Onlar bizi sağ olarak sınıflandırıyordu; fakat biz bunu kabul etmiyorduk. Bizler haklarımız için cezaevi idaresine karşı mücadeleler vermeye başlayınca artık sağ siyasi yerine İslami siyaset kavramı gelişmeye başladı. O döneme kadar böyle bir kavram bilinmiyordu. Sadece Bediüzzaman, Necip Fazıl, Ercüment Özkan, Hizbuttahrir veya Akıncılar vardı; ancak bunlar sınırlı sayıdaydı. Kavramın gelişmesi ve yerleşmesi 80’lerin sonunda oldu.”

Bayrampaşa – Bursa – Gaziantep – Eskişehir - Gaziantep mahpusluğunda birçok cezaevini dolaşan Çağrıcı, bu süreci şu şekilde anlattı: “Metris Cezaevindeyken 87’nin Eylül-Ekim aylarıydı. Bir gece Bayrampaşa-Metris yolunu boşalttılar. Bayrampaşa’daki Adi mahkûmları Metris’e; Metris’teki siyasileri de Bayrampaşa’ya gönderdiler. Altı ay sonra, solcuların tünel kazma girişimi başarısız olunca bu sefer Bursa Cezaevi’ne paketlendik. (…) Oradaki olaylar ve idareyle yaşanan sıkıntılar sebebiyle Bursa E Tipi’ne paketlendik. Burada da diğer mahkûmların siyasi değişimini sağladığımız için onlara kötü örnek olduğumuzu söylediler ve sevk istememizi söylediler. Biz de Gaziantep’e gitmek istedik ve 89’da Antep Cezaevine gönderildik. Antep’te sayımız 40 civarındaydı. İdare içeriye karışmıyordu; bu sebeple çok rahattık. Okuma-yazma, ders yapma açısından çok verimli geçti bu yıllar. Hatta kitap yazan arkadaşlarımız da oldu.”

“91’de F Tipinin denemeleri yapıldı. Eskişehir Cezaevi bugünkü F Tipi Cezaevleri gibi kurgulandı. Bir gece kapı açıldı ve sevke gideceğim söylendi. 20 saat yolculuk yapıp Eskişehir’e geldik. Yine bir hoş geldin (!) muamelesine maruz kaldık ve tek kişilik koğuşa konulduk. 15 gün sonra koalisyon kuruldu ve SHP’li Adalet Bakanının ilk işi F Tipine gelenleri eski yerlerine göndermek oldu. 20 saat yolculukla tekrar Antep’e geldim.”

Rıdvan Çağrıcı, 12 Ocak 1992’de tahliye olduğunu ve cezaevlerinde ilk döneminin böylece bitmiş olduğunu söyledi.

1994 YILINDAN 2015 YILINA KADAR GEÇEN İKİNCİ MAHPUSLUK DÖNEMİ

İki sene dışarıda kaldıktan sonra 1994 Haziranında tekrar yakalandığını belirten Çağrıcı, o dönemle ilgili şunları söyledi: “Göz ameliyatı olmuştum. Ameliyattan eve geldikten iki saat sonra operasyon oldu. Abim zannederek yakaladılar beni. Gözlerim sargılı olduğundan işkence yapılmadı. Bir hafta gözaltından sonra yakalandım ve Bayrampaşa’ya gönderildim.”

Bayrampaşa’dan Bandırma’ya
Bayrampaşa Cezaevinde çok rahat olduklarını söyleyen Çağrıcı; “Cezaevinde, Okuma-yazma ve ziyaretler konusunda çok rahattık. Seçimlerden sonra Ağar Adalet Bakanı oldu. Cezaevinde adli mahpuslar tarafından bir gardiyan öldürülüp iş üzerimize yıkılmaya çalışılınca karga tulumba Bandırma’ya paketlendik.

Bandırma bizim için en verimli dönemdi. Günde 7-8 saat ders yapıyorduk. Ziyaretler konusunda çok rahattık. Genel ziyaretlere ve bayramlaşmalara çok sayıda ziyaretçi geliyordu. Dışarısıyla irtibatımız da çok fazlaydı. F Tipi operasyonuna kadar bu devam etti.”

F Tipi Süreci ve 13 yıl süren Bolu  F Tipi Cezaevi Mahpusluğu
19 Aralık 2001’de yapılan F Tipi Operasyonları ile cezaevi şartlarının çok ağırlaştığını söyleyen Çağrıcı o dönemi şöyle anlattı: “2001 yılında Devlet büyük bir operasyon yaptı. Uygulama itibarıyla cezaevleri çok değişti. Kitap, ziyaretçi, yeme-içme konusunda çok katı kurallar getirildi. Şartlar ağırlaştıkça Cezaevi İdaresiyle kavgalarımız artmaya başladı. 2002 yılında Bolu F Tipi Cezaevine paketlediler bizi. Tahliye olana kadar burada kaldım.”

Çağrıcı F Tipindeki uygulamalarla alakalı değerlendirmelerini “F Tipi’nde toplam 50 m2’lik iki katlı koğuşlar var. Uygulamalar çok katıdır. Kitap kısıtlaması biz en çok zorlayan konuydu. 2005 yılına kadar Sadece 3 kitaba izin veriyorlardı. 2005 yılından sonra kitap sınırlaması kalktı. Önceki cezaevlerine kıyasla F Tipleri çok ağırdı, öyle ki Ağırlaştırılmış müebbet cezası aldığı için tekli hücrelerde tutulan 4-5 mahpusun kendisini astığını duyduk. Fakat insan her şeye alışıyor.” Diyerek sözlerini, “Benim gözlemim şu ki cezaevine giren solcular spor yapmaya, sağcılar namaz kılmaya başlarlar. Müslümanlar ise ders yapmaya başlar. Müslüman siyasi mahpusların en önemli kazanımı “ders halkaları” olmuştur. (…) “Yapılan işin bilincinde olmak gerekiyor. Allah rızası amaçlanırsa sıkıntı olmuyor. İki şey mahpusun zararınadır, hareketsizlik ve gam/kasavet. Bir mahpus asla kendini bırakmamalıdır. Cezaevi insan yapısına uygun değildir fakat insan burada zihnini ve bedenini korursa bir sıkıntı yaşamadan atlatabilir.” şeklinde devam ettirdi.

Çağrıcı son olarak, Müslümanların 2002 yılına kadar genel olarak cezaevlerine karşı duyarlı olduklarını ancak o tarihten sonra ve özellikle F Tipleriyle iletişim de koptuğu için ciddi bir duyarsızlık halinin yaşandığını ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

Söyleşi, soruların cevaplanmasının ardından, komisyon başkanı Kaya Kartal’ın cezaevi çalışmalarına ve toplum olarak üzerimize düşen sorumluluklarımıza ilişkin beyanları ve Çağrıcı ve dinleyicilere teşekkürü ile sona erdi.

MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Seminer & Panel & KonferansTarih 2015-11-14
Okunma Sayısı : 1003
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2239898

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari