Suriyeli Sakka: “Kimse vatanını terk etmek istemez”

MAZLUMDER Mülteci Hakları Merkezi tarafından hazırlanan “Hicret’ten Günümüze Mülteciler” Paneli 29 Kasım Cumartesi Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. 

Panelin açılış konuşmasını yapan MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar, yeryüzünün kadim sorunlarından olan mültecilik sorununun, kendini toplumda tek meşru hukuk mekanizması olarak tanımlayan devletin vatandaşlarına ve insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmesiyle çözülebileceğini vurguladı. Sarıyaşar toplumun mültecilere Ensar olabilmesinin önemine de vurgu yaptığı konuşmasında meselenin insani boyutuna da dikkat çekti. 

“İslami Gelenekte Hicret ve Mülteciler” oturumunun moderatörlüğünü yapan MAZLUMDER GYK Üyesi M. Yaşar Soyalan oturuma şu sözlerle başladı: “Ülkemizde mülteciler ile ilgili yaşanan tüm sıkıntılara, provokasyonlara rağmen toplumuzun kucaklayıcılığıyla mübarek bir toplum olduğunu düşünüyorum. Burada yaşananlar Avrupa’da yaşansaydı mülteciler çoktan kapı dışarı edilirdi. Bizim insanımız her şeye rağmen mültecilerle aşını paylaşmaya devam ediyor.”

Oturumda ilk olarak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Mahmut Kelpetin, ‘Medine Ruhunu Kavrama Yolunda Habeşistan’a ve Medine’ye Hicretin Anlamı’ başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Kelpetin konuşmasında hicret kavramının Kur’an’da geçtiğini, pek çok ayete bakıldığında Hz. İbrahim’in, Hz. Şuayb’ın, Hz. Musa’nın da hicret ettiğinin görüldüğünü söyledi. Hz. Muhammed’in risalet süreciyle birlikte yeni bir süreç başladığını belirten Kelpetin, “İlk göç yaklaşık 15 kişi ile Habeşistan’a yapıldı. Habeşistan’a göçün ardında Müslümanların rahat edecekleri bir yer değil, İslam’ı rahatça yaşabilecekleri bir yer arayışı vardı. Habeş Kralı Necaşi, müşriklerden kendisine baskı gelebileceği halde, belki sonunda savaş çıkma riskini de göze alarak onları kabul etti, sıkıntıları göze aldı. Bir Hıristiyan hükümdar hiç rızık endişesi taşımadan muhacirlere kucak açıyor ancak bizler gelen mülteciler ucuza çalışarak bizim işlerimizi elimizden alacak diye endişe ediyoruz. Biz bugün Medine ruhuna bakmalıyız. Ensar Medine’de hiçbir gelecek endişesi duymadan her şeyini muhacirlerle paylaşmıştır ve orada bir İslam devleti kurulmuştur.” dedi.

Kelpetin’in ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Murat Sülün ‘Kur’an’da ve İlk Dönem Uygulamalarında Mülteciler ve Mülteci Hukuku’ başlıklı bir sunum yaptı. Bir kişinin bir ülkeye mülteci olarak gittiğinde insan haklarına sahip olarak gittiğini vurgulayan Sülün, “Hem İslami hem de laik tüm yönetim sistemlerinin 5 temel hedefi vardır ve mültecilerin de İslam hukukunda makasıd-ı hamse dediğimiz bu temel haklardan faydalanması gerekir. Bunlar; Can, mal, ırz ve akıl güvenliği ile din-vicdan özgürlüğüdür. Devletin görevi budur. Bize düşen ise mültecilerle elimizden geldiğince her şeyimizi paylaşmaktır. Sıkıntı çıkaran mültecilere Suriyeli, şuralı buralı diye yaklaşmamalıyız, bu aramıza nifak sokar. Onlardan birisi eğer suç işlemişse, tıpkı bizim milletimizin içinde suç işleyen insanlar gibi birer suçludur, hırsızdır, katildir vs.” dedi.

Moderatörlüğünü MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Av. Halim Yılmaz’ın yaptığı “Günümüzde Göç ve Mülteciler” oturumunun başında Halim Yılmaz, Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı’ndan beri en yüksek mülteci sayısı ile karşı karşıya olduğunu vurgulayarak Türkiye’de yabancı düşmanlığı, ırkçılık gibi sorunların mülteci meselesinin yükselen tarafları olduğunu belirtti. 

2. oturumda ilk olarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Dr. Enver Arıkoğlu, ‘Uluslararası Hukuk Açısından Türkiye’de ve Dünyada Mülteciler’ konusunda konuştu. Arıkoğlu konuşmasında şunları söyledi: “Bugün Türkiye’ye sığınmış olan herkes mülteci kapsamına girmiyor. Bir sığınmacıya mülteci statüsü verildiğinde o kişi birçok hakka sahip olmuş oluyor ve sığındığı ülke, mülteciye kendi ülkesindeki hayati tehlikesi son bulana kadar bu hakları hukuki olarak sağlamak zorundadır. Mültecilerin haklarının sınırları ise Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi ile belirlenmiştir. Türkiye de bu sözleşmeye taraf ancak sözleşmeye taraf olan ülkelere coğrafi olarak bir sınır koyulmuştur. Türkiye sadece Avrupa’dan gelen kişilere iltica hakkı tanıyabiliyor. Bu sebeple, Türkiye’ye gelen kişilerin % 99’u mülteci olma hakkına sahip değil. Suriyeliler Türkiye’de mülteci olamıyorlar. Bu yüzden bu statünün haklarından da yararlanamıyorlar. Hukuk mültecilerle ilgili sorunları her zaman çözemiyor.”

Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferhat Kentel ise ‘Modernlerin Kibrine Karşı Mülteci Olmak, Hayatta Kalmak’ başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “Genellikle mültecilerin, içinde yaşadıkları topluma uyum sağlayamamalarından şikayet ediliyor. Bir de kullanılan sıfatlar var; Kirli, pis gibi. Mültecilere karşı savaş açanlar biraz devlet diliyle konuşurlar. Bu duruma bakınca ‘Biz modernliği ne kadar da çok öğrenmişiz’ diyorum. O kadar çok öğrenmişiz ki, daha düne kadar aynı imparatorluğun parçası olduğumuz sınırımızın iki adım ötesindeki insanlara bu bakış açısıyla bakıyoruz. Onlar bize bela, fakirlik, fuhuş vs. getiren insanlar oldular.”

Mültecilerin ulus devleti unutturduğunu, bölüp parçaladığını belirten Kentel, “Eğer kapitalizm küreselleşiyorsa, ulus devletin koyduğu bir takım sınırlar aşılıyorsa o zaman mülteciler de tam da globalleşmeye uyum sağlıyorlar demektir. Kapitalizm, şirketler, devletler kendi kurallarını koyacaklar, mülteciler de kendi kurallarını koyacaklar. Ulus devlet sınırlar çizmiş ama bizim kalplerimizde böyle sınırların olması mümkün değil. Aslında hepimiz bir çeşit mülteci, göçmeniz; Kendi içimizde, bir takım kimlikler arasında psikolojik olarak bu göçü yaşıyoruz.” dedi.

Panelin sonunda Türkiye’deki mülteci gruplarını temsilen Orta Asya, Kafkasya, Suriye ve Afrika mültecileri adına birer kişi şahitliklerini katılımcılarla paylaştı. 

İlk olarak Suriye Halep’te doğmuş, Şam’da büyümüş, İlahiyat Fakültesi mezunu ve 23 senelik öğretmen olan ve bir senedir Türkiye’de bulunan Khulud Sakka hanımefendi söz aldı. Sakka Türkiye’ye mültecilere kucak açtığı için teşekkür ederek başladı konuşmasına şöyle devam etti: “Bize Ensar olanlara teşekkür ediyoruz. Bizim psikolojimiz çok bozuk, orda çok zulüm gördük, acı çektik. Kimse vatanını, evini bırakmak istemez. Biz de çok sabrettik ama gelmek zorunda kaldık. Ailemizin yarısı hala orada. Biz çocuklarımız okusun diye buraya geldik. Bize burada çok yardımcı oldular. Biz de burada Suriye Nur Derneği olarak Suriye’den gelenlere yardımcı olmaya çalışıyoruz. Biz memleketimizden hiç çıkmak istemezdik, orada çok güzel hayatlarımız vardı. Suriye’de her şeyimiz gitti; ailemiz, çocuklarımız, evlerimiz, hayatlarımız. Burada çok zorluklar yaşıyoruz, sokaklarda kalıyoruz, dileniyoruz, zor durumdayız. Bize vakit verin. Biz bugün sizden Suriye’de kalanlar için yardım istiyoruz, orada çok zor şartlarda yaşıyorlar. Bize de burada sadaka vermeyin, bize iş kurun, iş verin. Sizin yardımınız içerdekilere lazım, oradaki savaşı durdurun. Sizler de ne şikayet etseniz haklısınız, sabır istiyor, zaman istiyoruz, döneceğiz yurdumuza. Henüz buraya adapte olamadık, burada bir hayatı nasıl kuracağımızı bilmiyoruz. Biz burada çalışıyoruz ama aldığımız paralar yetmiyor. Benim çocuğum 20 yaşında, çalışıyor ama kendisiyle aynı işi yapanlardan çok az para alıyor.”

Sakka’nın ardından Orta Asyalı mülteciler adına Uluslararası Türkistanlılar Derneği’nden Burhan Kavuncu konuştu. Orta Asya ülkelerinin 21. asrın en büyük göç olayını yaşadığını, 10 milyon civarında Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan vatandaşının ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını ifade eden Kavuncu, “Ülkemizde de 200 bin civarı Türkistanlı göçmen var ve çoğunun göç sebebi dini ve siyasi sebeplerdir. Ben eski bir mülteci ailenin Türk vatandaşı olarak konuşuyorum. Eskisine göre Türkiye’de daha iyi şeyler oluyor. Geri gönderme yasağı gibi olumlu gelişmeler var. Ancak sığınmacılar geri gönderme merkezlerinde insani olmayan şartlarda kalıyor. Resmi süreler dolarken burada bekletilmeye devam ediliyorlar.” dedi. Sığınmacıların en büyük sorunlarından birinin belli merkezlerde ikamet zorunluluğu olduğunu söyleyen Kavuncu, “Mesela mülteciler Gaziantep’te ikamete mecbur tutuluyorlar, haftada iki defa karakola gidip imza vermek zorundalar ve bazen bu sebepten iş bile bulamıyorlar.” dedi. Kavuncu konuşmasında Türkiye’de yaşanan mülteci ihlallerine dair önemli olaylardan örnekler verdi. Geçtiğimiz aylarda Kırgızistan vatandaşı bir kadına Zeytinburnu’nda bir araba çarptığını ve karakola gidip ifade veren kadının Türkiye’de yasal bir şekilde kalmadığı için geri gönderme merkezine alınarak çocuğuyla birlikte ülkesine gönderilmek istendiğini anlattı. 

Afrikalı mültecilere destek olmak için çeşitli çalışmalar yapan Kadir Bal da Afrikalı mülteciler adına yaptığı konuşmada mültecilere yeterince kapılarını, evlerini açmayanları eleştirerek insani ilişkiler anlamında sınıfta kalanların çok olduğunu düşündüğünü belirtti. Görüştüğü mültecilerin birçoğunun kalplerinin kırık olduğunu söyleyen Bal, olayın insani boyutunun konuşulması gerektiğini söyledi. Bal, “Yarın öbür gün biz de mülteci olabiliriz ve kardeşlerimizin düşüp yaralandığı yer aslında bizim düşüp yaralandığımız yerdir. Ben konuşmada kalan süremi Sierra Leoneli Bilal’e vermek istiyorum, yaşadıklarını kısaca anlatmasında fayda var.” diyerek sözünü tamamladı.

Küçük yaşta askerliğe zorlanan, insan kaçakçılığına yüklü miktarda para vererek bir teknenin altında gece gündüz yolculuk ederek Türkiye’ye gelen Sierra Leoneli Bilal de ülkesinde savaş olduğu için göç ettiğini söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı: “13-14 yaşındayken askere gittim. Ülkemizde çocuklar da askerlik yapıyor. Bir arkadaşımın babası ticaret yapıyordu, ‘param var kaçalım’ dedi. Ailemin hayatının tehlikeye girmesinden korkuyordum ama kaçtık. Uzun bir yolculuğun ardından İstanbul’a geldim. Kıştı ve hava çok soğuktu, kalacak yerim yoktu. Haftalarca Aksaray ile Havalimanı arasındaki metroda hiç inmeden gidip geldim, günde bir kez dışarı çıkıp poğaça alıp yine biniyordum. Sonra bir gün birisi bana Aksaray’da tanıdık birilerini bulursun dedi. Oradan birilerini buldum, beni Taksim’e yönlendirdiler. Orada da tanıdık birilerini ve benim gibilerin kaldığı bir ev buldum. O günden beri burada yaşam mücadelesi veriyorum. Bizler için burada yaşam çok zor. 10 senedir Türkiye’deyim ama hala ne oturma ne çalışma iznim var. Üstelik ben burada hiçbir suça karışmadım. Benim için burası artık 2. memleketim. Bir insan mecbur kalmazsa ülkesini terk etmez. Ben bu ülkenin de kendi içinde sorunları olduğunu biliyorum, bize güzel bir ev, güzel bir iş vermek zorunda değiller. Ama biz çalışmak istiyoruz, bize bu imkanı tanısınlar. Biz de bu ülkeye katkı sağlamak istiyoruz.”

Son olarak Kafkasyalı mülteciler adına Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Genel Sekreteri Av. Aybüke Ekici konuştu. Ekici, Türkiye’nin ülkelerinden göç eden insanlar için genellikle bir transit geçiş bölgesi olduğunu söyleyerek Türkiye’de sadece Suriyeli mülteci sayısının resmi rakamlara göre 1,5 milyon, gayrı resmi rakamlara göre ise 4 milyon olduğunu, artık mültecilik sorununu günümüz hukuk literatürü ile çözümlemenin mümkün olmadığını belirtti. Ekici, “Siz iltica sistemine dair çok güzel bir kanun getirseniz de bunu uygulayacak zihniyeti yönlendiremediğinizde veya bunları sadece pozitif hukukla sınırlandırdığınızda ne yazık ki bir duvarla karşılaşıyorsunuz. Bugün Afrikalı mültecilere çalışma izni verilmiyorsa, Suriyeliler için misafir deyip bütün haklardan mahrum bırakılıyorlarsa, Çeçenler birçok mağduriyet yaşıyorsa bizim bu noktada konuşacak çok şeyimiz var demektir. Devlet kendini koruma refleksiyle mültecilerin insan olmalarından kaynaklanan haklarını vermiyor. Biz birçok mağduriyet ile karşılaşıyoruz, ikamet izni olan bir Çeçen ikamet süresini uzatmak için emniyete gittiğinde hiçbir gerekçe gösterilmeden gözetim altına alınıyor, geri gönderme merkezine götürülüyor ve sınır dışı ediliyor. Bu kişilerin geri gönderme merkezindeki ankesörlü telefondan arayabilecekleri, bildikleri bir dernek vs. yoksa yapabilecekleri hiçbir şey yok. Türkiye ulus devlet olmanın getirisiyle aşırı korumacı davranıyor. Suriye savaşından sonra Suriye üzerinden Türkiye’ye giren mültecilerle birlikte bu koruma refleksi daha da arttı. 10-15 senedir burada yaşayan Afgan mülteciler var, onlara ikamet verilmedi. Burada kaçak olarak, insanların yardımıyla yaşıyorlar ya da bir köle gibi çalışıyorlar. Türkiye özellikle son dönemde Kafkasya’dan gelen mültecilere potansiyel terörist ya da IŞİD’çi olarak bakıyor.” dedi. 

Panelin izleyicilerin sorularının cevaplanması ile son buldu.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu
 
FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Seminer & Panel & KonferansTarih 2014-12-04
Okunma Sayısı : 1186
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2463755

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari