Fransa’nın Fildişi Sahillerine Müdahalesi ve Uluslararası Hukuk
Afrika’nın kakao zengini Fildişi Sahilleri uzun yıllardan bu yana iç karışıklıklar, iç savaş ve dış güçlerin çekişmeleri nedeniyle meydana gelen politik çalkantılarla boğuşmaktadır. Ülke nüfusunun %38 Sünni-Müslüman, %32 Katolik- Hıristiyan %11 yerel dinlere mensuptur. 2009 tahminlerine göre nüfusu 20 milyon olan Fildişi’nde meydana gelen bu çatışmalar neticesinde 2 milyon insan başta Liberya olmak üzere komşu ülkelere sığınmıştır. 1800’lü yıllardan 1960 yılına kadar Fransa sömürgesi olarak kalan ülkede sömürge döneminden kalan etnik ve siyasi problemler hala devam ediyor.

1960 yılında ülkede dev şirketler kurarak ülke kaynaklarını sömürge sonrası da kullanmak isteyen Fransa Fildişi Sahillerinden ayrılmadan önce Fransa yanlısı güçlerin iktidarını garanti etmiştir. 2004 yılına kadar bu talihsiz Afrika ülkesinde faaliyet gösteren 600 Fransız şirketi ve 13 bin Fransız iş adamı bulunmaktaydı. Dünya’nın 5. Büyük ekonomisi sayılan Fransa’nın GSMH’sinın %9 gibi büyük bir oranı Fildişi Sahilleri’nden gelmektedir. Fransa için devasa ekonomik önem arz eden bu ülkede Fransız yanlısı bir yönetimin bulunması hayati önem taşımaktadır.

2007 yılında Fildişi meclisinin açılışında iktidardaki Laurent Gbagbo’nun “Yıllarca Fransızların karnını doyurduk artık kendi halkımızın doyurulması için çalışacağız” demesi Fransa’da infiale neden oldu. Gbagbo ülke kaynaklarının millileştirilmesi ve Fransa’ya alternatif olarak Çin ve Rusya’nın da ülke pazarına sokulması yanlısıydı. Olaya Çin ve Rusya’nın da müdahil olması Fransa-ABD, Çin-Rusya çekişmesini de beraberinde getirdi. Bunun üzerine öncülüğünü Fransa’nın yaptığı bir medya kampanyası başlatıldı. Gbagbo’nun 2002-2003 yılları arasındaki iç savaştaki muhtemel suçları gündeme getirilerek izole edilmeye çalışıldı. Uluslararası Ceza Mahkemesi başyargıcı Luis Ocampo’dan soykırım ve savaş suçu işlediği gerekçesiyle devlet başkanı hakkında dava açılması isteniyordu.

Fransa ülkedeki etkin ekonomi ve medya gücünü kullanarak muhalif Alassane Quattara’nın genel seçimleri %54 ile kazanmasına yardımcı oldu. Ancak seçim komisyonu Gbagba’nın %51 ile seçimin galibi olduğunu açıkladı. Bunun, ülkede Fransız etkisini devam ettirmek için yapılan bir müdahale olduğunu iddia eden Gbagbo seçimleri tanımadığını açıkladı ve ordunun da desteğini arkasına aldı. Fransa bu süreçten sonra Quattara’yı tanıdığını açıkladı ve uluslararası Toplumu! da buna ikna etti. Fransa etkin olduğu BM’de de kendi desteklediği Quattara’yı tanımaları için baskı yaptı ve BM Quattara’yı resmen tanıdığını açıkladı.

Seçimleri kazanan Quattara, Gbagbo’nun yönetimi demokratik yollarla terk etmemesi durumunda silahlı güç kullanacağını açıkladı. Bu tarihten itibaren Fransa’nın ülkedeki silahlı çatışmalarda Quattara’nın lehine tavır aldığı ve ona mali ve askeri destek sağladığı görülüyor. 2010 seçimlerinin Fransa, İngiltere, ABD açısından önemsenmesinin nedeni insan hakları ve demokrasinin yerleşmesinden ziyade son yıllarda Çin’le yakınlaşan Gbagbo’nun seçimlerle iktidardan uzaklaştırılarak haddinin bildirilmesiydi. Gbagbo ise Kuzey bölgelerde seçimlere hile karıştırıldığını iddia ediyordu. Çin’in dolaylı desteğini alan Gbagbo iktidarı terk etmeyeceğini açıklarken ABD, İngiltere, Fransa Quattara’yı tanıdıklarını açıklayarak bu kamplaşmadaki taraflarını açıkça belli ettiler. Ve ardından başta başkent Abidjan olmak üzere tüm ülkeye yayılan yeni bir iç savaş başlamış oldu.

Birbiriyle çatışan iki liderin birinin Güneyli diğerinin de Kuzeyli olması olayı etnik ve dini bir boyuta taşıdı. Ülkedeki kakao, Müslümanların çoğunlukta olduğu Kuzey bölgelerinde yetiştirilirken kakaonun ihracatı Hıristiyan çoğunluklu bölgelerde yapılıyor. Müslümanların yaşadığı bölgeler ülkedeki en fakir yerler ve alt yapı hizmetleri bakımından da Hıristiyan bölgelerden çok daha geri durumda. Quattara’nın Müslüman Gbagbo’nun Hristiyan asıllı olması da ülkede iç çatışma endişelerini artırmış durumda. Sadece bu sene 1 milyon’dan fazla insan çatışmalar nedeniyle komşu Liberya’ya iltica etti. Ülkenin bazı şehirlerinde tarafların toplu katliamlara giriştikleri haberleri geliyor. 2010 Kasım-Ocak aylarında 1300 kişi çatışmalarda yaşamını yitirdi.

BM’nin desteğini arkasına alan Fransa çok geçmeden “Barış Gücü” adı altında ülkedeki iç çatışmalara müdahil olarak başkanlık sarayını bombaladı. Ülkedeki Fransız vatandaşlarını tahliye etmek için bazı operasyonlar yaptığını açıklayan Fransa’nın BM’nin helikopterleriyle Başkanlık sarayını vurması, Fransa’nın ülkedeki çatışmalarda kendi çıkarlarını savunacağını umduğu Quattara’yı askeri olarak desteklediğinin ve BM barış gücünü de bu yönde kullandığının açık bir örneğidir. Silahsız muhalefetin bu kadar kısa bir sürede başkanlık sarayına dayanması da Fransa’nın askeri desteği olmadan pek mümkün görünmemektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Fransa’nın desteklediği Quattara’ya bağlı güçlerin geçen hafta birçok köyü yaktığını, yüzlerce sivili öldürdüğünü ve tecavüz ettiğini açıkladı. Duekoue şehrinde de geçtiğimiz hafta 817 sivil ölü bulundu. Ülkede Müslümanlara karşı da ciddi ihlaller söz konusudur. Son çatışmalarda 3 imam ve 50’den fazla Müslüman kurşuna dizilerek öldürüldü. Yüzlerce Müslüman gencin de karakollara götürüldüğü ve kendilerinden henüz haber alınamadığı gelen haberler arasında. Ülkede Müslüman nüfus Hıristiyan nüfustan daha fazla olmasına rağmen ülke yıllardır Hıristiyanlar tarafından yönetiliyor.

Fildişi’nde meydana gelen olaylar dış güçlerin istedikleri ülkeleri nasıl kanlı bir Pazar haline getirdiklerinin çok açık bir göstergesidir. Libya müdahalesiyle birlikte geçmişin aksine artık bazı ülkelerdeki iç karışıklara da BM’nin müdahale etmesi BM tarihi açısından bir ilk ve oldukça endişe verici bir durumdur. Beş ülkenin veto yetkisinin bulunduğu BMGK’nin gelecekte de Fildişi Sahillerinde olduğu gibi bu veto yetkisine sahip ülkelerin çıkarlarını gözeten müdahaleler yapmasına kim engel olacak? BM’nin, Fransa’nın Fildişi’ndeki çıkarlarını koruyan güç olarak kullanılması uluslararası hukukun açık bir ihlalidir.

ABDÜLKADİR ŞEN
YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 2011-04-14Yazar ABDÜLKADİR ŞEN
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mah. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 2035963

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari