17 Ağustos 1999 Vesilesiyle Türkiye’de Deprem Gerçeği ve Yaşam Hakkı

Bir afet olarak değil tabii ve her an gerçekleşmesi muhtemel bir olay olarak gördüğümüz Deprem, maalesef bu topraklarda bir afetin ötesinde can kayıplarına ve kalıcı hasarlara neden olmuştur. Bu anlamda 17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminin 16. senesinde “Deprem Gerçeğine” tekrar dikkat çekmeyi gerekli görüyoruz.

Geçtiğimiz yüzyıldan yaşadığımız yüzyılın başına kadar ölüm sayılarını esas alarak son büyük depremlerden bir kısmının resmi verilerine bakıldığında aşağıdaki tablo görülecektir:

1903 yılında Muş-Malazgirt depreminde 600; 1914 Burdur Depreminde 300; 1926 Kars Depreminde 355; 1930 Tarihli Türkiye-İran sınırında yaşanan depremde 2514; 1939 Erzincan Depreminde 32968; 1941 Van-Erciş Depreminde 192; 1942 Tokat Erbaa Depreminde 3000; 1943 Adapazarı-Hendek Depreminde 336; 1943 Samsun-Ladik Depreminde 4000; 1944 Gerede Depreminde 3959; 1946 Varto-Hınıs Depreminde 839; 1949 Karlıova Depreminde 450; 1953 Yenice-Çanakkale Depreminde 265; 1966 Varto-Muş Depreminde 2396; 1970 Gediz Kütahya Depreminde 1086; 1971 Bingöl Depreminde 878; 1975 Lice Depreminde 2385; 1976 Muradiye Depreminde 3840; 1983 Erzurum Depreminde 1155; 1992 Erzincan Depreminde 653; 17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminde 17480; 1999 Düzce Depreminde 763; 2003 Bingöl Depreminde 176 ve 2011 Van Depreminde 644 kişi ölmüştür. Sayılan depremlerde yüz binlerce kişi ağır şekilde yaralanmış, yüz binlerce bina ciddi şekilde hasar görmüştür.1

Bu resmi istatistikî veriler yanında depremle ilgili gerek resmi gerekse sivil kişi ve kuruluşların sundukları veriler dikkate alındığında, deprem gerçeğinin Türkiye coğrafyasında ortaya koyduğu vahim tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye, deprem kuşağı olarak addedilen bir coğrafyada bulunmaktadır. Başta Marmara bölgesi ve İstanbul olmak üzere Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde her an etkileri büyük bir deprem olması gayet kesin bir bilgi haline gelmiştir. Böyle bir coğrafyada, devletinin bu riski göz önünde tutarak bir takım tedbirleri alması zaruridir.

Her depremden sonra çok şey konuşulup, hukuki, siyasi, ilmi, ekonomik, sosyal birçok tartışma yapılmasına rağmen maalesef tablo değişmemiştir. Deprem öncesi müdahale anlamında ciddi zaaflar olduğu ve başka ülkelerde meydana gelen çok daha şiddetli depremlere rağmen çok az sayıda kayıpla atlatıldığı ortada iken Türkiye’de yaşanan depremlerde bu kadar çok can kaybı olması, devletin -özellikle yaşam hakkı bağlamında- sorumluluğu açısından sorgulanmalıdır.

Depremler ile birlikte çok sayıda binanın yıkılmasının ardında çarpık ve plansız kentleşmenin olduğu, binaların imar ve deprem mevzuatına uygun yapılmadığı, mevzuata aykırı binalara belediyelerce ve diğer ilgili birimlerce çeşitli kaygılarla izin verildiği, binaları yapanların inşaat maliyetlerinden kaçmak gayesiyle çürük evsafta binalar inşa ettikleri açık bir gerçektir.

Bu bilgiler yanında –temel, vazgeçilmez, dokunulmaz bir insan hakkı olan Yaşam Hakkı’na etkisi bağlamında deprem olayının ciddiyetine, devletin afet öncesi ve sonrası üzerine düşen hususlardaki tavrı ve yeterliliği konularına dikkat çekmek üzere- gerek 17 Ağustos 1999 Depremi sonrası gerekse 23 Ekim 2011 Van Depremi sonrası yayımladığımız raporlarda2 ve basın açıklamalarında vurguladığımız üzere:

• Ciddi bir deprem seferberliği içerisine girilmesini,
• Depremin yıkmasını beklemeden mevcut yapı stokunun depreme karşı dayanıklılık kontrolünün yapılmasını ve bunun neticesine göre gerekli tedbirlerin alınmasını,
• Depremde can ve mal emniyetini sağlayacak bina ve şehirlerin kurulması için başta devlet olmak üzere belediyelerin, müteahhitlerin, mimar ve mühendislerin, sivil kuruluşların ve bütün vatandaşların ortak bir duyarlılığa sahip olmasını,
• Van Depremiyle birlikte ülke gündemine oturan ve çeşitli yasal düzenlemeleri de yapılan “Kentsel Dönüşüm”ün bir rant paylaşımı olarak değil, insanca yaşayabileceğimiz, güvenli, insani ölçekte, çok katlı olmayan evlerin oluşturduğu güzel şehirlerin kurulmasının bir vesilesi olarak değerlendirilmesini zaruri görüyoruz.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi

http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/deprem-bilgileri/buyuk-depremler/

http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/yayinlar/yurt-ici-raporlar/3/depremde-zarara-ugramis-kisilerin-hak-arama-s/527

http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/yayinlar/yurt-ici-raporlar/3/van-depremine-iliskin-degerlendirmeler-ve-zar/572

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2015-08-17
Okunma Sayısı : 1415
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (212) 526 2440 | Faks: +90 (212) 526 2441

Ziyaretçi Sayımız : 3393357

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari