İçişleri Bakanlığının İBB Personeli Hakkında Başlattığı Teftiş Vesilesiyle KHK Meselesi Ve Yol Açtığı Mağduriyetler

26 Aralık 2021 günü İçişleri Bakanlığı, “İBB ve bağlı kuruluşlarında çalışan personel arasında terör örgütleriyle iltisaklı/irtibatlı kişiler bulunduğuna ilişkin ihbar, şikâyet ve tespitler" üzerine teftiş başlatıldığını açıklamıştır.

Bu açıklamanın ardından karşılıklı beyanatlar ile konu siyasi zemine taşınmış ve halen aynı zeminde tartışılmaya devam etmektedir. Meselenin muhataplarınca “siyasi” olarak algılanması nedeniyle bu meseledeki asıl vurgulanması gereken nokta atlanmış; 15 Temmuz darbe kalkışması sonrası hayatımıza giren ve bugüne kadar on binlerce insanın mağduriyetine sebebiyet veren terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramı es geçilmiştir.

Kamuoyunun gündemindeki bu sıcak mesele nedeniyle daha önceki rapor ve açıklamalarımızda da dile getirdiğimiz irtibat ve iltisak kavramının oluşturduğu mağduriyetleri tekrar vurgulamak gerekmiştir.

Güncel tartışmalar özelinde yasal mevzuata bakıldığında belediyelerin denetimi, idari vesayet organı olarak İçişleri Bakanlığı'nın yetki ve sorumluluğundadır. Ancak karşılıklı yapılan açıklamalar ve bu yetkinin kullanış biçimi kanunlarca verilen ve muğlak olan yetkilerin, istenildiğinde nasıl mağduriyet oluşturduğunu ve hak ve hürriyetleri nasıl kısıtladığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Kanunlarda düzenlenen muğlak yetkilerin birçoğunun OHAL dönemi KHKları ile gelmiş olması ise yıllardır sürmekte olan KHK hukuksuzluğunun neden olduğu hak ihlallerini de bir kez daha hatırlatmıştır.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası ortaya çıkan OHAL sürecinde gündeme alınan KHK uygulamaları, Anayasanın çizdiği sınırlara göre sadece ilan edildiği alanla sınırlı kalması gerekirken böyle olmamış ve ilgili ilgisiz birçok konuda kullanılmıştır. Bu uygulamalar uzatılarak ve tadil edilerek OHAL sonrasında da kalıcı hale getirilmiş ve de facto bir yasal zemin oluşturulmuştur.

Özellikle “terör” ve “terör örgütü” kavramlarına eklenen “iltisaklı/irtibatlı” gibi ifadeler, mağduriyet ve hak ihlallerinin en büyük bölümünü oluşturmaktadır. Terör kavramının kendisi zaten yeterince belirsiz ve her iktidar tarafından muhaliflerine karşı kullanabileceği bir nitelik taşıyorken, bir de “irtibatlı/iltisaklı” kavramlarının eklenmesi, muhalif düşünceye sahip her vatandaşın potansiyel “terörist” olarak nitelenebilmesine zemin hazırlamıştır.

Kavramların muğlaklığı ve herkesin bir şekilde terörle irtibatlandırılabileceği gerçeği mahkeme kararlarında da kendisini göstermektedir. Mahkemelere göre iltisak, “yapışıkmış gibi birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tabi olma, aynı yöne bakma, olayları aynı bakış açışıyla değerlendirme, eylemlerini grubun, örgütün ya da yapının işaretleri, talimatları, yönlendirmelerine göre gerçekleştirme ve bunu yaparken dünyevi ya da uhrevi faydalar umma hali”dir. İrtibat ise “bir çıkar ilişkisi nedeniyle gönüllü veya gönülsüz kendi davranışlarını bireysel iletişim yoluyla ya da yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları dikkate alarak belirleme hali” olarak tanımlanmıştır.

İçişleri Bakanlığının İBB ve bağlı kuruluşlarında çalışanlar arasında terör örgütleriyle iltisaklı/irtibatlı kişiler bulunduğuna ilişkin "ihbar, şikâyet ve tespitler" üzerine başlattığı bir teftişin, “Hukuk bir cezalandırma sopası olarak kullanılıyor” endişelerine yol açmasındaki sebep, dayanılan hukuk kurallarının muğlaklığından başka bir şey değildir. Siyasi tartışmalar bir yana, kanunlarımızdan kaynaklı sistemsel problemler bulunmaktadır ve bugüne kadar pek çok kişiyi mağdur etmiş, yarın başkalarını da mağdur etme potansiyeli taşıyan bu meselenin, bu olay vesilesiyle gözler önüne serilmesi önemlidir.

     1- Devlet memurluğuna ve kamu görevine alım şartlarında yapılan düzenleme ve yol açtığı sıkıntılar

Anayasa’ya göre bir şahsın kamu hizmetine girebilmesi için aranan kriter, “görevin gerektirdiği niteliklere sahip olmak” iken, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişikliklerle “Devlet Memurluğuna Alınma Şartları”na “güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” koşulu eklenmiştir. Ayrıca “Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak” gibi disiplin suçlarının cezası devlet memurluğundan çıkarılma olarak belirlenmiştir.  Anayasa Mahkemesi, “güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” koşulunu, “kanunla düzenlenmesi gerektiği” gerekçesiyle iptal ederken, devlet memurluğundan çıkarılma disiplin cezasına ilişkin hükmü Anayasaya uygun bulmuştur.

Anayasa mahkemesinin iptal etmediği bu düzenlemeyle beraber artık herhangi bir idari kurum, kendisini Cumhuriyet Savcısı veya Ağır Ceza Hâkimi olarak görüp, personelinin “terörist olup olmadığına” karar verebilmektedir. Bu yetkinin keyfi uygulamalara yol açabileceği ve kötüye kullanıma müsait olduğu açıktır. “İrtibatlı/iltisaklı” kavramları gibi “eylem birliği” kavramının muğlaklığı da keyfi yorumlara zemin hazırlayacak niteliktedir.

Tüm bunlara ek olarak OHAL sonrası çıkarılan KHK’lar ile noterlik, arabuluculuk ve bilirkişilik gibi kanunlarınca kamu görevi olarak kabul edilen tüm mesleklere girişte adaylarda aranan nitelikler arasına “terör örgütleri ile irtibatlı ve iltisaklı olmamak” koşulu eklenmiştir. Söz konusu kriter nedeniyle aday mesleğe kabul için aranan tüm koşulları taşısa dahi, idare keyfi bir tutumla veyahut istihbari bir bilgiye dayanarak kişinin başvurusunu reddetme imkanı elde etmiştir. Bu düzenlemenin idari işlem ve eylemlerde keyfiliğe yol açması bir yana Anayasa ile teminat altına alınan “masumiyet karinesi”ni de açıkça ihlal ettiği ortadadır.

     2- Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kanunu ve yol açtığı sıkıntılar

Anayasa Mahkemesinin kanunla düzenlenmesi gerekir diye iptal ettiği “güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” koşulu, yaşanılan mağduriyetlerdeki bir başka sistematik problem alanıdır. 4045 sayılı Yasaya dayanılarak çıkarılan yönetmeliğe göre güvenlik ve arşiv soruşturmaları, “kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Genelkurmay Başkanlığı, (…) emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli (…) hakkında” yapılmaktaydı. OHAL döneminde yapılan değişiklik ve 7315 sayılı GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASI KANUNU ile bu uygulama “kamu görevlisi olan/veya olacak olan herkes” için zorunlu hale getirilmiştir.

Bu güvenlik ve arşiv soruşturmalarında “terör örgütüyle eylem birliği, irtibatlı/iltisaklı” gibi muğlak ifadeler, fikir beyanı kapsamında olan eylemler sebebiyle herkesin terörle irtibatlandırılmasına imkân vermektedir. Ayrıca kişinin mahkûm olmadığı/ceza almadığı davalar ve hatta devam etmekte olan davalar bile araştırmaya konu olmakta ve kişiler bu davalar yüzünden kamu görevlisi olamamaktadır. Yaşanan mağduriyetin boyutları, Adalet Bakanlığı’nın 2020 yılı adli verilerine yansıyan rakamlardan da anlaşılmaktadır. Bu verilere göre Terörle Mücadele Kanunu kapsamında 2 bin 897 mahkûmiyet, 3 bin 384 beraat kararı verilmiş, yürütülen soruşturmaların yüzde 56,1'i “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla sonuçlanarak davaya bile dönüşmemiştir. Bahse konu 3 bin 384 kişi, ŞAYET İSTENİRSE beraat kararına rağmen irtibat/iltisak kavramlarının içine sokulabilmekte ve memuriyetleri engellenebilmektedir.

     3- Kayyım düzenlemesi ve yol açtığı sıkıntılar

OHAL dönemi KHKlarla kanunlara eklenen ve sistematik bir problem haline gelen bir diğer husus “Kayyım düzenlemesidir”. MAZLUMDER’in önceki açıklamalarında da eleştirdiği konulardan biri olan Kayyım düzenlemesiyle İçişleri Bakanı, Belediye Başkanını veya Belediye Meclis Üyelerini “terörist ilan etme” yetkisine kavuşmuştur. Bu yetkiye götüren süreç şöyledir: Anayasa’da "ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir" hükmü bulunmaktadır. OHAL Dönemi KHKları ile 5393 sayılı Belediye Kanununa eklenen "ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir" hükmü, herhangi bir soruşturma veya mahkeme kararı olmadan İçişleri Bakanına, bu kişiler hakkında “terörist” yargısına varma ve haklarında işlem yapma yetkisi tanımaktadır.

     4- OHAL uygulamalarının “terörle mücadele" gerekçesiyle OHAL sonrası dönemde de devam etmesine izin veren kanuni yetkiler ve yol açtığı sıkıntılar

2018’de yürürlüğe giren ve Temmuz 2021’de yürürlük süresi sona eren OHAL yetkileri, "terörle mücadele" gerekçe gösterilerek uzatılmıştır. Örneğin Valilerin, kentin belli yerlerine belli kişilerin 15 gün boyunca giriş ve çıkışını, belli yerlerde ve belli saatlerde kişilerin sokağa çıkmasını, araçların trafiğe çıkmasını yasaklama yetkisi üç yıl daha uzatılmıştır. “Terörle mücadele gerekçesiyle” gözaltı süresinin hâkim kararıyla dörder günlük sürelerle uzatılarak toplamda 12 güne çıkarılabileceği yetkisi de 1 yıl uzatılmıştır. Aynı şekilde “Terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı bulunan veya irtibatlı kişilerin sahibi veya ortağı oldukları şirketlere yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atanmasına ilişkin hüküm”, 31 Temmuz 2021'den itibaren 3 yıl daha uygulanacaktır. Bunun yanı sıra idarenin “terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” personelini kamudan ihraç etme yetkisi 1 yıl daha uzatılmıştır. Böylece ilk üç maddede belirtilen sıkıntılar, süre uzatımları nedeniyle kalıcı hale gelmektedir.

      * * *

İçişleri Bakanlığı tarafından başlatılan teftişin “Kayyım uygulamalarını” akıllara getirmesi ve irtibatlı/iltisaklı olduğu iddia edilen/tespit edilen kişiler üzerinden yaşanan polemikler, sistematik problemlerin olduğu bir alanın sorguya açılması ve problemlerin niteliğinin daha net anlaşılabilmesi için bir fırsattır.

Eğer soruşturmaya konu olan kişiler gerçekten terörle irtibatlı ve iltisaklı ise düzenlemelerdeki muğlaklık sebebiyle kamuoyu ikna edilememektedir.

Eğer irtibat/iltisak isnadı siyasi saiklerle gündeme gelmiş ve algı için kullanılıyorsa, bu defa da düzenlemelerdeki muğlaklığın nasıl sıkıntılara yol açabildiğini gözler önüne sermiş olmaktadır.

Bunlar OHAL döneminin kötü uygulamalarının devamıdır. Hukuk devleti ilkesinin zarar görmesine yol açmakta, insan hak ve ihlallerine sebep olmakta ve devlet ile vatandaşı arasında güvensizliği beslemektedir. Şu anda yasal olan bu uygulamalar hukuka uygun değildir. Binlerce insanı mağdur etmiş ve etmektedir. Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve benzeri pek çok temel insan hakları başlıklarında ciddi zulümler üretmiştir. Yargısal süreçleri devre dışı bırakmakta, devlet mercilerinin yaptığı sübjektif idari değerlendirmeleri hüküm haline getirmekte ve böylece hukukun siyaset tarafından muhalifine karşı sopa olarak kullanılmasına neden olmaktadır. Bugün bu gücün keyfini sürenler, yarın aynı sopanın kendilerine döneceğini, aynı uygulamalarla kendilerinin mağduriyetler yaşayacağını unutmamalıdırlar.

MAZLUMDER olarak;

     - Hukuk devletinde her türlü eylem ve işlemin, keyfiliğe yol açmayacak açıklık ve şeffaflıkta olması gerektiğini,

     - Yasal olsa da hukuki olmayan OHAL mirası düzenlemelerden derhal dönülmesini,

     - Hakkında şüphe bulunan insanların siyasi emellere alet edilmeyip yargıya havale edilmesini

     - Adil yargı süreçleriyle suçluluğu ispatlanmamış insanların sübjektif değerlendirilmelerle mağdur edilmesine derhal son verilmesini talep ederiz.

 

MAZLUMDER İstanbul Şubesi

 

@tcbestepe

@TC_icisleri

@istanbulbld

@Turkiye_KHK

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2021-12-30
Okunma Sayısı : 322
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (212) 526 2440 | Faks: +90 (212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 3738911

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari