İnsan Haklarının Dili
Bir insan hakları savunucusu veya bir insan hakları örgütü açısından, insan haklarıyla ilgili olarak kullanılan dil birçok bakımdan önemlidir. Yürütülen insan hakları mücadelesinin tutarlı, ikna edici ve başarılı olması, kullanılan dille yakından ilişkilidir. Öte yandan dil, insanın düşünce dünyasının bir aynası olarak da değerlendirilebilir.

Doç. Dr. Bekir Berat Özipek

“Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı / Bal ile yağ ede bir söz”
Yunus Emre

Bir insan hakları savunucusu veya bir insan hakları örgütü açısından, insan haklarıyla ilgili olarak kullanılan dil birçok bakımdan önemlidir. Yürütülen insan hakları mücadelesinin tutarlı, ikna edici ve başarılı olması, kullanılan dille yakından ilişkilidir. Öte yandan dil, insanın düşünce dünyasının bir aynası olarak da değerlendirilebilir.

Bu çerçevede dille ilgili önemli hususları maddeler halinde şöyle ele alabiliriz:

• Her şeyden önce, insan haklarını farklı biçimlendirmenin mümkün olduğu, bu farklı temellendirme biçimlerinin dili de etkilediği söylenmelidir. Mesela insan haklarının temelinde ilahi hukuk veya ilahi doğal hukuk olduğuna inananlar da vardır, insan haklarının evrimci gelişimin ürünü olduğunu düşünenler veya bu hakları rasyonalist yaklaşımla temellendirenler de. Buna bağlı olarak hepsinin kullandığı dil de farklılık arzedebilir. Eğer insan haklarının kaynağına ve niteliğine dair genel bir mutabakat bulunmuyorsa, resmi bir dil veya söylem oluşturmak mümkün değildir.

Ortak bir dilin oluşturulması isteniyorsa, bunun yolu insan hakları kavramı konusundaki iç tartışmayı sürdürmekten geçer. Ancak ortak dil, her zaman bir zorunluluğu da ifade etmeyebilir. Eğer ayrımsız insan hakları anlayışı varsa, yani kaynağa ilişkin farklı görüşler pratikte ayrımsız bir insan hakları mücadelesinin yürütülmesi bakımından sorun teşkil etmiyorsa, gerçekte sorun yok demektir.

Üyeler, kendi aralarında ortak bir dil oluşturmak için tartışabilirler. Ama bu tartışmada görüşlerden birisi baştan mahkum edilmemeli, ortak bir dile ulaşmanın zaman içinde ve pratik içinde mümkün olabileceği, bu mümkün olmazsa da bunun her zaman bir sorun olduğu anlamına gelmeyebileceği kabul edilmelidir. Örneğin “insan hakları alanında konuşurken islami bir dil mi, yoksa insan hakları doktrininin kendi dili mi kullanılmalıdır” sorusuna verilecek cevaplar farklı olabilir. Bu durumda ayrımcı, dışlayıcı ve benzeri olumsuz bir söylemi beraberinde getirmediği sürece herkes dilediği dili tercih edebilmelidir.

• Bazen sesteki bir vurgu, yüzdeki bir ifade veya cümlenin içindeki “bile”, “dahi”, “hatta” gibi bir kelime, onu kullananın önyargılı olduğu, ayrımcılık yaptığı veya insan haklarını herkes için eşit ölçüde talep etmediği şeklinde anlaşılabilir ve dahası böyle bir durum gerçekten varolabilir. Örnek vermek gerekirse, “Biz herkesin hakkını savunuruz, hatta Çingenelerin bile” şeklinde cümle kuran bir kişi, kolaylıkla Romanların hakkını savunmayı diğer bireylerin hakkını savunmaya göre zihninde ahlaken daha aşağı bir düzeyde tuttuğu şeklinde suçlanabilir ve muhtemelen de öyledir. Bu durumda, öncelikle o insan hakları savunucusu, kendi anlayışını mercek altına almalıdır.

• Hem nezaketin, hem de bireysel ve grupsal tercihlere saygının bir ifadesi olarak, herhangi bir birey veya gruba, onların kendilerine vermediği veya hoşlanmadığı bir isimle hitap etmemek, üçüncü şahıslarla konuşurken veya kamuya açıklamada bulunurken de buna dikkat etmek gerekir. Bunu yapmadıkça, sözün muhtevası ne kadar olumlu olursa olsun, diyalog veya mesajı ulaştırma kanalı baştan kapatılmış olacaktır. Örneğin, İslamcılar kendilerine “dinci”, Romanlar “çingene” veya “esmer vatandaş”, siyahlar “zenci” veya bazı sosyalistler “komünist” denmesinden hoşlanmaz veya kendilerini böyle ifade etmez. Bu durumda yapılması gereken, onlar kendilerini nasıl adlandırıyorsa öyle adlandırmak, bunun da sakıncalı olduğu durumlarda ise olabildiğince nötr ve kötüleyici çağrışımları olmayan kavramlar kullanmaktır.

• Tartışmalı hak kategorileri söz konusu olduğunda, insan hakları savunucusu kendi görüşü ile varsa üyesi olduğu insan hakları organizasyonunda yaygın olarak paylaşılan görüş arasında bir fark varsa bunu belirtmeli, kendi görüşünün kurumsal görüş olarak algılanmamasına özen göstermelidir. Örneğin derneği adına temaslarda bulunan bir insan hakları savunucusuna “eşcinselliğin bir hak olduğuna inanıyor musunuz?” veya “iktisadi ve sosyal haklar konusunda ne düşünüyorsunuz” şeklinde sorular yöneltildiğinde, eğer o konuda oluşmuş bir fikri yoksa bunu belirtmekten çekinmemeli, eğer o konuda sahip olduğu fikirle derneğin görüşü arasında bir fark varsa, söylediklerinin şahsi görüşü olduğunu ve derneğin görüşünün farklı olduğunu belirtmeli ve varsa bu konudaki tartışmanın devam ettiğini de eklemelidir.

• Daha önce üzerinde düşünmediğiniz bir özgürlük kullanımına ilişkin bir soruyla karşılaşıldığında özgürlüğün asıl, kısıtlamanın istisna olduğu kuralından hareketle peşinen reddedici olmamak gerekir. Böyle bir durumda, örneğin uyuşturucu kullanımına ilişkin bir soruda, kişisel olarak henüz tekamül etmiş bir görüşünüzün olmadığını, ama kural olarak meselenin hakları (bu kapsamda özgürlüğü) temel alacak biçimde çözülmesi gerektiğini belirtebilirsiniz. Unutmamak gerekir ki, asıl olan özgürlüktür.

• İnsan haklarıyla ilgili olarak yapılacak bir açıklamada çatışan taraflarla ilgili nötr bir dil kullanılmasına gayret edilmeli, ama yapılan eylemler olduğu gibi tanımlanmalıdır. Örneğin herhangi bir ülkede silahlı bir örgütten söz ederken “yasa dışı örgüt”, “terör örgütü” veya “bölücü örgüt” gibi adlandırmalar yerine birçok insan hakları örgütü “muhalif silahlı grup(lar)” kavramını kullanmaktadır. Çünkü, örneğin “Tamil Kaplanları” adlı örgütün terör örgütü olup olmadığı tartışılabilir; bölücü olup olmadığı da. Ama bu örgütün “muhalif silahlı grup” olarak nitelenmesine kimse itiraz etmeyecektir. Bu, söz konusu örgütün yaptığı bir eylemi terör eylemi olarak tanımlamaya veya bu eylemin bir insan hakkı ihlali olduğunu söylemeye engel değildir. Bununla birlikte eğer yaşadığınız ülkede, örneğimizde Sri Lanka’da devletin kendisi de tıpkı savaştığı örgüt gibi teröre başvuruyorsa ve siz bunu cezalandırılma korkusuyla dile getiremiyorsanız, bu durumda hem Sri Lanka devletinin hem de Tamil Kaplanları’nın yaptığını “terör” yerine “insan hakları ihlali” (örneğin “yaşama hakkına yönelik ihlal”) olarak tanımlamayı daha adil bir yaklaşım ve strateji olarak tercih edebilirsiniz.

• Herhangi bir demeç veya basın açıklaması söz konusu olduğunda, kesinlikle siyasi taraf ima eden bir dil kullanılmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, bir insan hakları örgütünün hedefi, ülkenin veya dünyanın sorunlarını çözmek değil, sadece insan haklarını korumaktır.

• Aynı sözün, insan hakları savunucusuna yaraşır olan ve olmayan biçimde söylenebileceğini bilmek gerekir. Örneğin, çeşitli grupların sahip oldukları haklara ilişkin farklı bir uygulamadan söz ederken “Bu ülkede gayrimüslimlere kendi çocuklarına din eğitimi verme hakkı tanınırken, aynı hak müslüman çoğunluktan esirgenmektedir” gibi, sanki gayrimüslim vatandaşlarımıza bu hakların tanınmaması gerektiğini veya onların ikinci dereceden hak sahibi vatandaşlar olduğunu ima eden, onlara karşı bir husumet uyandırabilecek bir ifade yerine, mutlaka bir kıyas yapmak istiyorsanız, “Müslümanlara da tıpkı gayrimüslim vatandaşlara tanındığı gibi çocuklarına din eğitimi verme hakkı tanınmalıdır” demek, sizin ayrımsız, herkese din eğitimi verme hakkından yana olduğunuzu daha iyi göstermenizi sağlar.

• Şahsınızın veya derneğinizin insan hakları anlayışı veya mücadelesi konusunda bir eleştiri yöneltildiğinde refleksif biçimde savunmaya geçmek, hem adil olmak bakımından, hem de stratejik olarak yanlıştır. Örneğin, “bugüne kadar mülkiyet haklarıyla ilgili ne yaptınız?” şeklindeki, belki gerçekten ihmal etmiş olduğunuz bir hak kategorisiyle ilgili soruyla karşılaştığınızda, varsa bu konuda yapılanlara ilişkin bilgilerinizi dile getirmeli veya yapılmadığından eminseniz, bunu açık yüreklilikle dile getirmelisiniz. Burada hiç verilmemesi gereken tepki, bir insan hakları derneğinin zaman zaman verdiği tepkidir; yani “ülkede onca temel insan hakları sorunu varken x hakkını savunmaya zaman ayıramayız” gibi bir tepkidir. Bunu söylemek, haklar arasında bir hiyerarşi vehmettiğinizi gösterir. Oysa böyle bir hiyerarşi yoktur ve her hak, ondan yararlanan için birincil öneme sahip olabilir. Unutmamak gerekir ki, birisi için çok önemli olmayan bir hak kullanımı bir diğer için hayati derecede önemli olabilir.

Dil konusundaki bu temel hususlar, başarılı bir insan hakları mücadelesi yürütmenin temel şartları veya gerekli şartları olmakla birlikte, yeterli şartları değildir. Unutmamak gerekir ki, dil düşüncenin bir yansımasıdır; aklın ve kalbin bir dışavurumudur. Eğer bir insan hakları savunucusu olarak sizin veya örgütünüzün dilinde bazen sorunlar yaşanıyorsa, bu durumda dilden önce bir zihniyet sorunu var demektir, yani insan hakları anlayışınızda bir sorun var demektir. Çünkü dil sürçmesi, bazen bir “bilinç sürçmesi”nin sonucu olabilir. Bu durumda dil, bize kendimizi mercek altına koyup incelememiz, birbirimizi yapıcı bir biçimde eleştirmemiz için yol gösterici olmalıdır.

Okuma Parçası

“...Araştırmalarımızda şunu gördük ki pek çok bugün Kürt dediğimiz insanlar aslında Türkmen asıllı, yapısal olarak söylüyorum. Ama bununla beraber bir şey daha ifade ediyorum, bunlar fantezi değil söyleyeceğim şey. Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta şöyle söyleyeyim, Kürt Alevi olarak bilinen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleridir. Ve TİKKO’nun içinde yer alan, PKK’nın içerisinde yer alan insanlardan birçoğu bunlardan. Yani bizim zannettiğimiz gibi bir Kürt hareketi değil PKK ya da TİKKO hareketi” (Yusuf Halaçoğlu).
YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 2008-05-10Yazar Doç. Dr. Bekir Berat Özipek
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: mazlumder[a]gmail.com | Telefon: +90 (212) 526 2440 | Faks: +90 (212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 4343300