Cezaevi raporu

 

Kocasinan Caddesi No:28
Kat:4-5-6 Fatih /İstanbul
Tel:0212 532 29 90
Fax:0 212 532 17 55
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği



Cezaevleri Komisyonu
Cezaevi... Cezaevi...
Yeni Yasal Düzenlemeler Üzerine Değerlendirme










Cezaevleri Komisyonu
Av. M. Bülent Deniz (Komite Başkanı)
Av. Özlem Aksungar-Av. Gönül Küçük
Av. Recep Şencan-Av. Osman Karahan
Dt. Muzaffer Erdoğral-Dr. Gökhan Arda

2001/Mayıs

Cezaevleri Komisyonu
2001


giriş

Cezaevleri ve infaz sistemimiz, dönem dönem ülke gündemine gelmekte, kimi zaman suçlulara cezasının çektirilemediği söylenirken, kimi zaman da tutuklu ve hükümlülerin de hakları olduğu dile getirilmektedir.

Bu genel tartışma içinde Cumhuriyet tarihimizin bütününe yayılan cezaevleri sorunu, özellikle geçtiğimiz yıl boyut değiştirmiş, “F Tipi Cezaevi” sorunuyla birlikte büyümüş ve o zamandan bu zamana çözülemediği gibi insan yaşamının söz konusu olduğu bir noktaya gelinmiştir.

“Hayata Dönüş” ironisiyle gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda 32 kişi yaşamını yitirmiş, operasyondan hemen sonra sorunun kaynağını teşkil eden F Tipi Cezaevlerine nakiller gerçekleştirilmiş, bütün bu uygulamalara direnen mahkûm ve mahkûm yakınları tarafından yürütülen açlık grevleri sonucunda, bu raporun yazım tarihi olan 12 Mayıs 2001 tarihi itibariyle 22 kişi daha yaşamını yitirmiştir.

Bu dönemde toplumsal ortak görüş, “diyalog süreci”nin hemen başlaması şeklinde belirmiş olmasına rağmen bu yönde hiçbir adım atılmamıştır. Ölüm oruçları hâlen devam etmektedir. F Tipi Cezaevinin hak ihlallerine yol açacak uygulamaları kolaylaştırdığı, bir çok uluslararası ve ulusal kuruluş tarafından hazırlanan raporlarda dile getirilmiş ve bu raporlar kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu süreç devam ederken, siyasi iktidar tarafından “toplumsal isteklere cevap veriliyor” iddiasıyla bazı yasa değişiklikleri ve yeni yasalar gündeme getirilmiştir. TBMM. ne sunulan Terörle Mücadele Yasasının 16. maddesinin değiştirilmesine ilişkin tasarı TBMM. tarafından yasalaştırılmış, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Aynı paket içerisinde yer alan İnfaz Hakimliği yasa tasarısı ve Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları yasa tasarısı halen TBMM. nde yasama sürecini takip etmekte olup yakın bir zamanda yasalaşması beklenmektedir.

Bu rapor, siyasi iktidar tarafından koşulların iyileştirilmesi, hak ihlâllerinin önüne geçilmesi amacıyla hazırlandığı söylenen yasalar paketinin, gerçekten bu sonuçları sağlayıp sağlamayacağı saptamak amacıyla hazırlanmıştır.


• Terörle Mücadele Yasası 16. Madde Değişikliği

12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası, getirmiş olduğu özel yargılama usulleri, özel cezalar ve özel infaz rejimiyle terörle mücadele konusunda olumlu sonuç almayı hedeflemektedir.


Bu düzenlemelerden biri de, 16. madde ile getirilmiş bulunan özel infaz rejimidir. Nitekim 16. maddenin birinci fıkrasına göre;

“Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların cezaları, tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumlarında infaz edilir.”

F Tipi Cezaevinin yasal dayanağı, bu maddede yer almaktadır. Siyasi iktidarlar, F Tipi Cezaevi konusunda oluşan kamuoyu baskısına karşı, “bu, yasa gereği yapılan bir cezaevidir” söylemiyle karşı koymaya çalışmışlar ve bu madde hükmüne dayanmışlardır.

Siyasi iktidar tarafından koşulların iyileştirildiği ve şu anda F Tipi Cezaevi uygulamasına karşı direnen mahkûm ve mahkûm yakınlarının iddialarını gerekçesiz bıraktığı öne sürülen bu madde değişikliğinden önce Terörle Mücadele Yasasının 16. maddesinin eski metni şu şekildeydi:

MADDE 16 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların cezaları, tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumlarında infaz edilir.

Bu kurumlarda açık görüş yaptırılmaz. Hükümlülerin birbirleriyle irtibatına ve diğer hükümlülerle haberleşmesine engel olunur.

Bu kurumlarda cezasının en az üçte birini iyi halle geçiren hükümlülerden (...) diğer kapalı infaz kurumuna nakledilebilirler.

Bu kanun kapsamına giren suçlardan tutuklananlar da birinci fıkrada gösterilen şekilde inşa edilmiş tutukevlerinde muhafaza edilirler. İkinci fıkra hükümleri tutuklular hakkında da uygulanır

Değişiklikten sonra yeni metin şu şekilde olmuştur:

MADDE 16 - Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların cezaları, tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumlarında infaz edilir.
Bu kurumlarda hükümlüler, işledikleri suçlara, kurumdaki davranışlarına, ilgi ve yeteneklerine göre gruplandırılarak, güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, kendileri için hazırlanmış iyileştirme ve eğitim programları çerçevesinde eğitim ve spor, meslek kazandırma ve iş yurdu çalışmaları ile diğer sosyal ve kültürel faaliyetlere katılırlar. Programların süresi ve katılacak hükümlülerin sayısı, her programın özelliği, güvenlik koşulları ve kurumun olanakları dikkate alınarak belirlenir. İyileştirme ve eğitim programlarının amaca aykırı sonuçlar verdiği gözlemlenen hükümlüler yönünden bu uygulamaya son verilebilir veya gerekli değişiklikler yapılabilir. Haklarında kınama dışında disiplin cezası uygulanan hükümlülere bu ceza kaldırılıncaya kadar açık görüş yaptırılmaz.
Bu kurumlarda cezalarının en az üçte birini iyi hâlle geçiren veya 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun ve değişikliklerinden yararlanan hükümlüler, diğer infaz kurumlarına nakledilebilirler.

İlk bakışta tutuklu veya hükümlü lehine bazı düzenlemeleri içerdiği düşünülebilecek bu değişiklik dikkatlice incelendiğinde, bir çok açıdan lehe düzenlemelerden ziyade mevcut olumsuz durumu bir kez daha meşrulaştıran ve tutuklu veya hükümlünün nefsine hitap edilerek aslında mevcut durumdan daha da kötüye gidişi içermektedir.


Şöyle ki;

F Tipi Cezaevine itirazların başında gelen “ortak yaşam alanlarında birlikte olma” durumu bu değişiklik ile sağlanmış gibi görünmekte, ancak bu olanaktan faydalanmak hükümlünün;
• işlediği suça,
• kurumdaki davranışına,
• ilgi ve yeteneklerine bağlı olarak söz konusu olmaktadır.

Madde hükmünde hangi nitelikteki suçları işleyen hükümlülerin bu olanaktan faydalanabileceği belirtilmemiştir. Buna ilişkin belirlemenin de nasıl yapılacağı belli değildir.

Hükümlünün kurum içindeki davranışı ile kastedilenin ne olduğu açıkça yazılmamakla birlikte madde gerekçesini de dikkate aldığımızda, sadece “iyi hükümlü”nün bu olanaktan yararlanacağı ortaya çıkmaktadır. Peki “iyi hükümlü”nün kim olduğuna kim karar verecek ve hangi kriterleri kullanacaktır?

Öte yandan hükümlünün ilgi ve yetenekleri de, bu değişiklik ile getirilen olanaktan yararlanmanın bir koşulu ve belirleyicisi olmakta, hangi ilgi ve yeteneklere sahip hükümlülerin bu koşullardan yararlanabileceği veya yararlanamayacağı belirtilmemektedir.

Bu üç ön-koşuldan sonra, yasa ana koşulu ortaya koymakta, ortak yaşam alanlarında hükümlülerin iyileştirme ve eğitim programına katılabilmesi, “güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde” olanaklı olabilmektedir. Yasanın bu düzenlemesi de, yukarıda sıralanan üç ön-koşul gibi, içeriği belirsiz ve tayinini kişisel ve idari tasarruflara bırakmış gibi görünmektedir. Örneğin; cezaevinin bir kesiminde söz konusu olabilecek bir güvenlik endişesi nedeniyle cezaevinin tamamında bu iyileştirme ve eğitim programından hükümlüleri yoksun bırakmak söz konusu olacak mıdır?

Yasada sözü edilen “iyileştirme ve eğitim programı”ndan kastedilen “tretman” adı verilen cezaevi rejimidir. Bu değişiklik ile şu anda itirazlara konu olan F Tipi Cezaevi tretmanına karşı çıkmayan, “iyi hükümlü”lerin ortak yaşam alanlarından faydalanması, diğer hükümlüler ile bir araya gelebilmesi mümkün olmaktadır.

F Tipi Cezaevi uygulamasını eleştiren yaklaşımın temelinde “kimliksizleştirme” ve kişiliksizleştirme” endişesinin yer aldığı düşünüldüğünde, bu yasa değişikliği ile “ehlileştirilmiş ama kimliksizleştirilmiş ve kişiliksizleştirilmiş hükümlülerden oluşan bir cezaevi infaz dünyası amaçlandığı ortaya çıkmaktadır. Bu amacın olduğuna ilişkin yorumumuzu kuvvetlendiren somut gerekçe de, aynı değişiklik kapsamında getirilen diğer infaz kurumlarına nakil olanağıdır.

Bu değişikliğe göre, cezasının üçte birini iyi halle geçiren hükümlüler diğer, yani F Tipi olmayan cezaevlerine nakledilebilecektir. İyi halli hükümlüden ne anladığımızı yukarıda belirtmiştik. Maddenin devamında kamuoyunda pişmanlık yasası olarak bilinen 3419 sayılı yasadan yararlanan hükümlülerin de bu nakil olanağından yararlanabilmesi öngörülmekte, böylece iyi halli hükümlü yanında muhbir hükümlü prototipinin de arzulandığı ortaya çıkmaktadır.

Ancak diğer infaz kurumuna nakil olanağını dört gözle bekleyen iyi halli ve muhbir hükümlülerin, bu haktan kesin olarak yararlanacaklarını düşünmemeleri ve her zaman bu hakkın kullanılmasının geriye alınabileceğini hatırlatırcasına konulan “nakledilebilir” ibaresiyle maddenin başlangıcından bu yana gelen muğlaklık devam ettirilmiş, aba altından sopa gösterilmiştir.

Sonuç olarak; siyasi iktidar tarafından önemli ve olumlu bir adım olarak ortaya konulduğu iddiasına sahip Terörle Mücadele Yasasının 16. maddesine ilişkin değişiklik konusunda kamuoyu yanıltılmıştır. Getirilen değişiklikle çağdaş infaz rejimlerinde olması gereken hususlar bir yenilikmiş gibi yasa metnine konulmuş ve ancak bu hususlardan yararlanmak ne olduğu belli olmayan, kolayca geri alınabilecek kriterlere bağlanmak suretiyle “kimliksizleştirme” ve “kişiliksizleştirme” programı yasal meşruiyet kazanmıştır.


• Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları

Cezaevi sorununu halletme iddiasındaki yasa paketinin içinde yer alan bir yasa tasarısı da, Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları yasa tasarısıdır.

Henüz yasallaşma sürecinde bulunan bu tasarı ile uluslararası ve ulusal mevzuattaki kurallar çerçevesinde cezaevlerinin yönetimi, işleyişi ve uygulamalarını yerinde görmek, bilgi almak, bunları raporlamak ve ilgili kurumlara sunmak amacıyla cezaevleri izleme kurulları oluşturulması amaçlanmaktadır.

Şeffaf bir ceza infaz rejiminin oluşturulması ve karşılıklı güven ortamının sağlanması amacıyla tarafsız bilgi, müşahede ve raporlamaların üretilebileceği ve devlet mekanizmasının dışında oluşturulacak gözlem heyetlerinin kurulması kamuoyu tarafından da istenmekteydi. Bu isteğin belirleyici unsuru; oluşturulacak bu heyetlerin devlet mekanizmasının dışında belirlenebilmesi, bağımsızlığının sağlanmasıdır.

Tasarı metnine bakıldığında Cezaevleri İzleme Kurullarında görev yapacak kişilerin Adli Yargı Adalet Komisyonu tarafından seçilmesi öngörülmüştür. Seçilecek kişiler bakımından da 657 sayılı Devlet Memurları Yasasında öngörülen genel koşullara uygunluğun yanında 35 yaşını doldurmuş olma, tıp, eczacılık, hukuk, kamu yönetimi, sosyoloji, psikoloji, sosyal hizmetler, eğitim bilimleri ve benzeri okullardan mezun olmak, dürüst, ahlaklı, güvenilir olmak, siyasi parti görevlisi olmamak koşulları aranmaktadır.

İlk bakışta kamuoyunun bu konudaki taleplerini karşılar görünen bu tasarı dikkatlice incelendiğinde, Cezaevleri İzleme Kurulu adında göstermelik bir mekanizmanın kurulmak istendiği ve bu tasarı ile de kamuoyunun yanıltılmak istendiği ortaya çıkmaktadır.

Öncelikle kurullarda yer alacak kişilerin 657 sayılı Devlet Memurları Yasasında belirlenen genel koşulları taşıması şartı anlaşılabilir değildir. Bu anlaşılamayan durum, yasanın diğer maddelerinde de devam ettirilerek izleme kurullarındaki kişilerin 657 sayılı Devlet Memurları Yasasına tabi olmaları esası getirilmiştir.

Bu düzenleme karşısında Cezaevleri İzleme Kurullarında görev yapacak üyelerin bağımsız oldukları, özgürce görevlerini yapabilecekleri söylenemez. Yasa tasarısı bu haliyle beklentileri karşılamaktan uzaktır.

Öte yandan bu kurullara Adli Yargı Adalet Komisyonu tarafından seçilme olgusu, bütçelerinin Adalet Bakanlığı tarafından karşılanması bu kurulun bağımsız olması gereken karakterine aykırı düşmekte, daha şimdiden karşılıklı güven ortamını sağlaması kendisinden beklenen böylesi kurulların bu işlevini yerine getiremeyeceğini ortaya koymaktadır.

Yine bu kurullarda insan hakları, sağlık ve hukuk alanında çalışan kuruluş ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin öngörülmemiş olması da, getirilmek istenen düzenlemenin göz boyamaktan öteye gidemeyeceği yönündeki kanaatimizi güçlendirmektedir.

Bu konuda da kamuoyu yanıltılmak istenmekte, çözümleri içerdiği iddiasındaki yasa paketinde yer alan ikinci yasa taslağı da çözümsüzlüğü getirmektir.


• İnfaz Hakimliği

Ceza infazına ilişkin tüm aşamaların yargıç denetiminde olması, hukuki denetimin sağlanması istenen ve beklenen bir husustur. İşte çözüm iddiasındaki pakette yer alan son yasa tasarısı da, infaz hakimliklerinin kuruluşunu sağlayan tasarıdır.

Bu yasa tasarısı ile ceza infazına ilişkin tüm “durum”ların yargısal denetime tabi kılınmasının önü açılmakta, infaz yargıçlarına; hükümlü ve tutukluların cezaevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları,, giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları ile ilgili işlemlere ilişkin şikayetler hakkında karar vermesi sağlanmaktadır.

Yine aynı tasarı ile öngörülen düzenlemelere göre; hükümlülerin cezasının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri gibi işlemlere ilişkin şikayetler de infaz yargıçlığı tarafından incelenecektir.

İnfaz yargıçlığı kararları aleyhine acele itiraz yolu ile itiraz etmek ve başvurunun yeniden incelenmesi mümkündür.

Bu saptamalardan sonra infaz yargıçlığı kurumu ile yukarıda sayılan durumlara ilişkin başvuruların, bu tasarıda öngörülen prosedürün tamamlanmasından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderilme olanağı da doğmaktadır. Bu olumlu kanaatimizle birlikte infaz rejimine ilişkin tüm işlemlerin yargısal denetime tabi kılınmasını da olumlu bulduğumuzu belirtmek gerekir.

Ancak infaz yargıçları kararlarını mevcut mevzuata göre vereceklerdir. Dolayısıyla infaz rejimini düzenleyen başta Terörle Mücadele Yasasının 16. maddesi olmak üzere tutuklu ve hükümlüleri kimliksizleştirecek veya kişiliksizleştirecek hükümler mevcut iken, infaz yargıçlığı kurumu tretmanın uygulanmasını garanti altına alan bir kurum olarak algılanacaktır. Bu durumda öncelikle yapılması gereken, infaz yargıçlarının kararlarını dayandıracakları mmevzuatın çağdaş infaz rejimini düzenlemesini sağlamaktır.

sonuç

Tüm bu değerlendirmelerimiz sonucunda; mahkûm ve mahkûm yakınları tarafından devam ettirilen ölüm oruçları sonucunda, insanlar ölürken tüm diyalog kapılarını kapatıp “bildiğini okuma”ya devam eden siyasi iktidarın, çözüm ve iyileştirme diye sunduğu pakette yer alan yasa değişikliği ve yasa tasarıları, çözümü ve iyileştirmeyi getirmekten çok mevcut kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme politikasına yasal meşruiyet kazandımayı amaçlamakta, daha önemlisi kamuoyu yanıltılarak bu konuda oluşmuş olan kamuoyu tepkisi yok edilmek istenmektedir.

Birçok uluslararası ve ulusal kurum tarafından hazırlanan F Tipi Cezaevi konusundaki raporlar dikkate alınarak, acil olarak “izalasyon” sonucunda meydana gelecek kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme politikası terkedilerek, insanı ölçülerde ortak yaşam alanlarının tutuklu ve hükümlüler tarafından kullanımının sağlanması gereklidir.

İnfaz rejimine ilişkin tüm yasal düzenlemeler, konuyla ilgili uluslararası düzenlemelere paralel hale getirilmelidir.

Cezaevlerinin insan hakları, hukuk, sağlık ve mimari konusunda çalışan kurum ve örgütler tarafından koşulsuz, bağımsız denetimini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Tüm bu çalışmaların temelinde karşılıklı güveni sağlayacak ortamın oluşturulması gözetilmeli, şeffaf ve insanı önceleyen infaz rejimi getirilmelidir.
YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 2001-05-01
Şube ve Temsilcilerimiz
istanbul
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: istanbul[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (212) 526 2440 | Faks: +90 (212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 3677985

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari